21 Nisan 2017

Fujinon MK Serisi Lensler

Fujinon, ürettiği ENG ve EFP tipi yayıncılık lensleri ile uzun yıllardır sektörün bilinen ve en çok tercih edilen markalarından biri. Özellikle zoom lens üretimi konusunda son derece tecrübeli olan firma, son yıllarda “Cine” yani sinema serisi lensleri ile de adından sıklıkla söz ettirmeye başladı. Farklı ürün serilerinde birçok Cine lens alternatifi sunan Fujinon lenslerin ortak özelliği, tüm lenslerin zoom tipi parfokal lensler olması. Cine lens serisine yeni eklenen MK serisi lensler, uygun fiyatı ve iddialı özellikleri ile benim de dikkatimi çekti. Seride, 18-55mm T2.9 geniş açılı zoom lens ve önümüzdeki yaz piyasaya çıkacak 50-135mm T2.9 zoom lens var. Serinin piyasaya çıkan ilk modeli olan MK18-55mm T2.9’u, Birleşmiş Milletler için Gaziantep’te çektiğim bir film projesinde test etme şansım oldu. 

Fotoğraf: Özgür Korkmaz

MK18-55, E-mount lens yuvasına sahip Super 35mm kameralar için üretilmiş bir lens. Dolayısıyla, benim bu projede tercih ettiğim kamera olan Sony FS7 ile herhangi bir adaptöre gerek kalmadan kullandık. Aynı şekilde, Sony’nin Alpha serisi aynasız fotoğraf makineleri ile de adaptörsüz olarak kullanılabilinecek bu lens, full frame olan modellerde “clear image zoom” ya da “crop mode” ile kullanılabilinir. Çevirici lens adaptörleri, hem ek maliyetleri hem de kullanım esnasında yarattıkları bazı zorluklar ve sorunlar sebebiyle, severek kullanıyor olduğumuz cihazlar değiller. Bir lensi adaptörsüz kullanıyor olmak, hem tasarruf etmemize hem de çekim esnasında daha sorunsuz bir iş çıkarmamıza vesile oluyor.



Bir lensi “Cine” olarak niteleyebilmek için netlik, diyafram ve varsa zoomun herbiri bağımsız, sonu olan ve yeterince geniş açılı halkalar ile kontrol edebilmek gerekmektedir. MK serisi lenslerde bu mümkün. Ayrıca, MK18-55’te diyaframın kademesiz ve sessiz olarak ayarlanabilmesi, DSLR lensler ile arasındaki önemli farklardan biri.
Lens, T2.9 gibi yüksek denebilecek bir hıza sahip. Cine lensleri diğer lenslerden ayıran bir diğer önemli özellik, diyafram değerlerini F-stop olarak değil, T-stop olarak belirtilmiş olması. T-stop’taki “T” İngilizce’deki “transmission” yani iletim kelimesinden geliyor. Işık, bir lensten geçerken çeşitli optik yansımalar veya kırılmalar sebebiyle kayba uğrar. T-stop değeri, bu kayıplardan sonra, lensten geçip sensör ya da filme düşen gerçek ışık miktarını belirten, çok daha kesin bir değerdir. F-stop ise, öngörülen bir değerdir. Özellikle drama çekiyorsanız, F-stop gibi öngörülen bir ışık değeri yerine, T-stop gibi kesin bir değer üzerinden çalışmak daha doğru sonuçlar elde etmenizi sağlar.



Lensin, 18mm’den 55mm’ye kadar olan odak mesafesi, geniş açıdan portre çekimine kadar kullanılabilinecek ideal bir aralığa sahip. Serinin diğer lensi olan 50-135mm ile birlikte kullanılırsa, neredeyse tüm ihtiyaçlara cevap verebilmiş olan ideal bir set kurmuş oluyorsunuz. Ben de, düşük ışık koşullarında ışıklandırma yapılan sahnelerden, çeşitli genel planlara kadar farklı gereksinimlerimin olduğu ve 3 gün süren bu çekimde, yanımda alternatif olacak diğer bazı lensler olmasına rağmen çekimin neredeyse tamamını bu lens ile yaptım.
Lensin minimum netleme mesafesi 85 santimetre; ancak üzerinde yer alan makro halkası ile bu mesafe 38 santimetreye kadar düşebiliyor, böylesi bir Cine zoom lens için son derece yeterli bir değer bu. Makro halkasının diğer fonksiyonu ise, bu lensi rakiplerine göre daha avantajlı bir konuma getiren, “back focus” yani dip netleme ayar halkası olarak kullanılması. Çeşitli nedenlerle ve zamanla lenslerin dip netliğinizde bozulmalar veya kaymalar olabilir. Bu son derece normal bir durum ancak eğer bunu sahada düzeltme imkanına sahip değilseniz, netleyip odak mesafesi değiştirdiğiniz görüntülerinizde flulaşmalar olur. Bu lens ile, çekiminize başlamadan önce dip netliğinizi kontrol edip, eğer bir bozulma varsa bunu kolayca düzeltebilirsiniz. 



Lensi paketinden çıkardığımda ilk farkettiğim şey, son derece kompakt ve hafif olmasıydı. MK18-55 bir kilogramın altındaki ağırlığıyla, sınıfındaki diğer lenslere göre daha hafif bir lens. Serinin tele lensi olan MK50-135 ile bu lensin ebatları birebir aynı. Dolayısıyla, her lens için farklı aksesuarlar satın almanıza veya lens değiştirdiğinizde, lens ebat değişimi kaynaklı aksesuar ayarları yapmanıza gerek kalmıyor. Lensin üzerindeki üç halka da, endüstri standartı olan 0.8mm’lik dişli mekanizmaya sahip ve standart follow focuslar ile uyumlu. Netlik halkasının 200 derecelik bir dönüş açısına sahip olması, özellikle hassas netleme yapılması gereken durumlarda veya mezopan yaparken büyük kolaylık sağlıyor. 
Lenslerin doğasında olan ve az ya da çok hepsinde olan en belirgin kusur şüphesiz “breathing” dir. Henüz bu kelimeyi yaygın kullanımda Türkçeleştiremedik ancak sanırım “soluma” kelimesini kullanmak en doğrusu olacaktır. Soluma, özellikle fotoğraf lensleri ile video çekerken belirgin olarak fark edilen bir kusur. MK serisi lensler, fotoğraf lenslerine alternatif olması hedeflenerek piyasaya çıkartılmış bir ürün ve fotoğraf lenslerine kıyasla son derece az denebilecek bir soluması var.



Genel olarak, lensi keyifle kullandığımı söyleyebilirim. Netleme, diyafram ve zoom halkalarını yüksek bir hassasiyetle kullanabildim. Bu fiyat aralığındaki benzeri lensler arasında kullandığım en iyi lens diyebilirim. Görüntü kalitesi ve keskinliği yeterli derecede iyi. Uygun olabilecek projelerde, sabit lens seti yerine kullanmayı ciddi olarak düşünebileceğim bir lens olmuş. Uygun fiyatlı ve kaliteli Cine lense ihtiyaç duyanlara tavsiye edebilirim. İlk fırsatta ve uygun olan bir projede, yazın çıkacak olan MK50-135mm ile bu lensi birlikte kullanabilmeyi de umuyorum. 

11 Nisan 2016

Sony FS7 Deneyimi

   Yaklaşık birbuçuk yıl önce piyasaya çıkan ve piyasaya çıktığı ilk günlerden beri kullanmakta olduğum FS7'yi, Kaliforniya çöllerinden Anadolu'nun bozkırlarına, İstanbul trafiğinin keşmekeşinden, film stüdyolarına kadar birçok farklı ortamda, farklı gereksinimleri olan projelerde kullanmış oldum. Aynı süreç zarfında da Sony mühendisleri, geçtiğimiz günlerde üçüncü versiyonunu çıkarmış oldukları güncelleme ile kamerayı neredeyse kusursuz ve eksiksiz bir hale getirdi. Neredeyse diyorum çünkü; artık günümüzde bir video kamera, sadece bir kamera olmaktan çok, yazılım aracılığıyla yeni ve daha gelişmiş fonksiyonlar yüklenebilen bir bilgisayar gibi çalışır hale geldi. Teorik olarak, bir kamerada bulunan işlemci ve hafıza donanımının kapasitelerini aşmayacak ve yazılım yoluyla eklenebilecek her türlü yeni özelliği, bellenim güncellemesi yaparak bir kameraya kazandırabiliyoruz. Tıpkı, FS7'ye üçüncü versiyon güncellemesiyle gelen “Image Scan Mode” ve “Interval Recording” özellikleri gibi.

Sony PXW-FS7 (Fotoğraf: Oytun Orgül)

   FS7'nin model adındaki “F” İngilizce “Film”, “S” ise “Style” kelimelerinin baş harflerinden oluşuyor. Kamerayı özel yapan işte bu “Sinema Stili” kullanım özellikleri. Bu özelliklerden başlıcaları; büyük bir sensör (Super35 ebatlarında), değiştirilebilir objektif, harici bir kayıtçıya RAW yani ham görüntü kaydedebilme, 4K çözünürlüğünde kayıt ve tabii LOG'lu kayıt imkanları. Her bir özelliği aslında bir süredir farklı kamera modellerinde deneyimleme şansına erişebilmiştik. FS7'yi özel yapan ise bu farklı özellikleri, görece çok daha uygun bir fiyat karşılığında, bir arada sunması oldu.

FS7 ile Kaliforniya'daki Temecula Şehri'nde Çekim (Fotoğraf: Çağlar Mallı)

   Bütçe, sinema salonlarından mobil cihazlara kadar farklı mecralar için üretilen her türlü video işi için son derece belirleyici bir kriter. Bütçeniz ne kadar büyükse, imkanlarınız ve dolayısıyla hayal ettiklerinizin gerçekleşebilmesi ihtimali de aynı oranda büyüyor. Herhangi bir film projesinde post-prodüksiyon işlemlerinin bütçenin giderek artan önemli bölümünü oluşturuyor olması, özellikle son 10 yıldır kabul görmüş bir gerçek. Analogdan dijitale, SD'den HD'ye, HD'den 4K'ya geçiş süreçleri ile birlikte, post prodüksiyon sürecinde yapılabilecek çeşitli görsel düzenleme seçenekleri ve bunlar için harcanabilecek zaman da gün geçtikçe arttı. Şartlar böyleyken, her türlü ihtiyacı karşılayabilecek ve farklı bütçelere sahip işlerde verimli kullanılabilecek tek kameraya sahip olmak da kullanıcıların en önemli tercih kriteri oldu. FS7 de bence bu ihtiyacı tam anlamıyla karşılayabilecek piyasadaki ilk kameralardan biri oldu. Bütçenize göre istediğiniz iş akışını belirleyip, çekim formatınızı ve ayarlarınızı da buna göre seçerek olabildiğince verimli bir sonuç elde edebilirsiniz. Kameranın sunduğu alternatifleri, çok kabaca, aşağıdaki gibi senaryolara dökmek mümkün;

Post-prodüksiyon için hiç bütçemiz yok maalesef!” = XAVC kodeğiyle çek.
Post-prodüksiyon için biraz bütçemiz var.” = XAVC kodeğiyle S-Log'lu çek.
Post-prodüksiyon için bütçemiz var.” = RAW çek.

   Bu farklı senaryolara çözünürlükle ilgili hiçbir veri yazmadım. FS7; HD, UHD ve 4K çözünürlüklerinde çekim yapabiliyor. Projenin mecrasına ya da teslim şartlarına göre istenilen çözünürlüğü seçmek size kalmış ancak; UHD veya 4K gibi çözünürlüklerde çalışılacaksa, kaydetme ve depolama ortamlarına dikkat etmekte fayda var. Çünkü 4K için gereken saklama yeri, HD'ye göre yaklaşık olarak 3 kat daha fazla. Çekim anında aktarma sürelerini minimuma indirmek için hızlı aktarım arabirimleri(USB 2'yi unutun!) ve hem saklama hem de yedekleme için yüksek kapasiteli (gigabayt'larca yerine terabayt'larca) diskler kullanılmalı.

Sony FS7 (Fotoğraf: Oytun Orgül)

   RAW görüntü kaydının ne olduğunu, fotoğraf dünyasında çok daha yaygın kullanılıyor olduğu için biliyoruz. Sensörden gelen verinin, herhangi bir sıkıştırma(kodekli) ya da işleme tabi olmadan, direkt olarak karta yazılması ile elde edilen ham görüntüye RAW deniyor. Peki LOG'lu çekim nedir?
   “LOG” terimi matematikten bildiğimiz “logaritmik” kelimesinden geliyor. Kısaca anlatmak gerekirse; LOG'lu çekim, sensörün en geniş dinamik aralıkta görüntü üretebildiği ISO seviyesine çıkıp gelen sinyallerin logaritmik olarak kaydedilmesidir. Böylece, renklerin düzeltilmesine ve ışığın dengelenmesine sonradan imkan tanıyacak şekilde son derece düz (flat) bir görüntü ortaya çıkar. Ne siyahlar tam siyahtır, ne de beyazlar tam beyazdır; tüm renkler ara tonlardadır. Ancak, dinamik aralık son derece geniştir ve FS7 de 14 diyaframlık dinamik aralığa bu şekilde çıkabilmektedir. Her kamera üreticisi kendi LOG'una ya da LOG'larına sahiptir çünkü her sensörün kendine özgü sinyal üretme kabiliyetleri vardır. Bu karakteristik özelliklere de en uygun olan özgün LOG'ların oluşturulması gerekmektedir. Sony kameralarda bulunan LOG'lara S-Log adı veriliyor. Bir FS7 satın aldığınızda kameranın içinde hazır olarak S-Log2 ve S-Log3 yüklü geliyor.

FS7 ile S-Log2 gece çekimi. (Fotoğraf: Oytun Orgül)

   LOG ve RAW dünyası ile birlikte hayatımızı giren bir diğer terim de LUT yani “Look Up Table” oldu. RAW veya LOG'lu çekim yapılırken, vizörde ya da monitörde LOG'un düz(flat) görüntüsü yerine daha doğru renklerde görüntü görülmesini sağlayan ve aslında birer dosya olan LUT'ları kameranın içinde hazır gelenlerden seçebilir yahut kendiniz LUT dosyaları yaratıp kameraya yükleyebilirsiniz. Vizörde LUT'lu görüntü gören bir operatör veya görüntü yönetmeni pozlamayı daha doğru ve kolay yapabilir. Aynı şekilde, monitöründe LUT'lu görüntü gören bir yönetmen, sahnedeki ışığın ve renklerin post-prodüksiyon sonrası nasıl görüneceğini daha iyi anlayabilir.

   Bu kadar teknik bilgiden sonra, biraz da kameranın kullanımına yönelik bilgileri ve görüşlerimi paylaşmakta fayda var. FS7, bir “grab and shoot” yani kap ve çek kamerası olarak tasarlanmış. Kameranın içinden, tasarıma entegre olan ve omuzda kullanmaya yarayan bir tutamaç çıkıyor. Bu pratik tutamaç, aktüel çekimler yapılması gerekiyor ve asistansız çalışılıyor ise son derece faydalı; tabii ki, çift elle kamerayı tutabileceğiniz dengeli omuz aparatları kadar etkili değil ancak, o an sette böyle bir aparat yoksa ya da bu aparatı takacak zamanınız yoksa, kesinlikle hayat kurtarıyor. Tutamaç üzerinde kayıt, zoom(SELP28135G gibi servo motorlu bir lens takılıysa) ve çeşitli kısa yol düğmeleri de bulunuyor. Kameranın tasarımı son derece modüler. Üst taraftaki tutacak, LCD ekran ve mikrofon tutacağı sökülebiliniyor. Hatta bunların tamamı söküldüğünde kamera son derece kompakt oluyor. Bu da kameranın insansız hava araçlarında, steadycamde, çeşitli kamera sabitleme sistemlerinde ve uygun sualtı kabinlerinde rahatlıkla kullanılabilir olmasını sağlıyor. FS7'de, FS100'den ve FS700'den alışık olduğumuz bir vizör sistemi var. Vizör, LCD ekran üzerine monte edilebiliyor ve istendiğinde kolayca yukarı kaldırılarak izlemeyi LCD ekran ile yapmaya imkan sağlıyor. Kameranın üzerinde 3,5 inç'lik yüksek çözünürlüklü bir LCD ekran bulunuyor. İstenilen şekilde ve seviyede konumlandırmanıza müsade edecek şekilde tasarlanmış bu ekran, bir çubuk sistemi ile kameraya monte ediliyor. Ekranı, öğlen güneş en tepedeyken ve hatta güneş ışığı ekrana direkt düştüğü anlarda bile kullanabildim. Gerekirse, ekranın hemen yanındaki ayar düğmesi ile kontrastı mevcut ışık koşullarında rahat izleme yapabilecek şekilde ayarlayabiliyorsunuz.

FS7 ile Umman Çölleri'nde çekim. (Fotoğraf: Alper Tombul)

   Gelelim, V3.00 (hatta V3.10 da çıkmış yakın zamanda) bellenim güncellemesi ile gelen özelliklere. FS7'de eksikliğini en çok hissettiğim üç önemli özellik, bu güncelleme ile kameraya gelmiş bulunuyor. Bunlardan en önemlisi “Image Scan Mode”. Bu özellik ile, 35mm sensör alanını tam olarak kaplamayan tüm lensleri bu kamerada kullanabiliyoruz. Mesela Super16 kameralar için üretilmiş bir lensiniz var. Bu özellik gelmeden önce böyle bir lensi kameraya taktığınızda “vignetting”, yani görüntünün etrafında siyahlık görünüyor olacaktı. Bu yeni özellik ile kamera, sensörün sadece orta bölümünü kullanarak ve herhangi bir büyütme işlemi yapmadan, vignetting efekti olmaksızın tam ekran görüntü üretebiliyor(en fazla 2K çözünürlüğünde). Aynı şekilde, 2/3inç'lik ENG tipi lensleri de kullanmak artık mümkün.

   Timelapse'in Sony kameralardaki adı “Interval Recording”. FS7'de bu zamana kadar hala olmamasına en şaşırdığım özellik de “Interval Recording” 'di. Neyseki, yeni güncellemede bu özellik artık var. İstediğiniz kayıt aralığını ve kayıt karesini seçtikten sonra kamera size herhangi bir ekstra işlem yapmanız gerekmeden, kullanıma hazır, timelapse klipler üretiyor.

   Yeni güncelleme ile gelen bir diğer önemli özellik de, netleme yapmaya yardımcı olmak için kullanılan “Focus Magnification” 'ın artık tutacak üzerinde yer alan ufak yönlendirme düğmeleri ile istenilen yere doğru kaydırılabilir olması. Bu güncellemeden önce, netleme alanı yakınlaştırması yapıldığında, sadece ekranın ortasına doğru iki kademeli bir yakınlaştırma oluyordu. Eğer netlemek istediğiniz obje ya da kişi ekranın ortasında değilse, mecburen kadrajınızı bozup bu obje ya da kişiyi kadrajın ortasına almanız gerekiyordu. Şimdi ise, yakınlaştırdığınız alanı istediğiniz yöne doğru kaydırarak, netlemek istediğiniz alanı ekrana getirebiliyorsunuz.

Sony FS7 (Fotoğraf: Oytun Orgül)

   Son olarak, çekimini yaptığınız her ne olursa olsun, filminize son derece etkili bir dramatik katma değer sağlayan ağır çekim özelliğine değinmekte fayda var. FS7 HD çözünürlüğünde, zaman sınırlaması olmaksızın, saniyede 150 kareye kadar(NTSC'de 180 kareye kadar) ağır çekim yapabiliyor. Hatırlanacağı üzere, FS700'de ağır çekim yapılırken, belli kayıt süresi kısıtlamaları oluyordu fakat; FS7'de benzeri bir süre kısıtlaması olmadan, istediğiniz kadar ağır çekim yapılabilirsiniz. Ayrıca, yüksek karelere çıkıldığında görüntüde “crop” yani kırpma olmuyor. Opsiyonel olarak satılan XDCA-FS7 ünitesi takıldığında ise kameranın ağır çekim hızı saniyede 240 kareye kadar çıkıyor. Üstelik bunu 2K ve RAW olarak yapabiliyorsunuz.

   Bilindiği üzere, opsiyonel olan XDCA-FS7 ünitesinin en önemli özelliği kameraya 12bit RAW görüntü çıkışı özelliğini kazandırması. Ancak, bu ünitenin pek bilinmeyen birkaç özelliği daha var. Bunlardan en önemlisi, bu ünite takılıyken HD çözünürlüğünde Apple ProRes 422 kayıt yapılabiliyor olması. Bazı iş akışları için eğer ProRes kodeği gerekiyor veya tercih ediliyorsa bu ünite takılıyken çekim yapılmalı ve kayıt tercihlerinden ProRes seçilmeli. Ayrıca, XDCA-FS7 ünitesi üzerinde yer alan Timecode ve Genlock giriş çıkışları sayesinde, çoklu kamera uygulamaları da daha kolay yapılabiliyor.

Sony FS7 (Fotoğraf: Oytun Orgül)

   FS7, kullanıcılara çok çeşitli kullanım opsiyonları tanıması ve uygun fiyatı ile kısa zamanda en çok tercih edilen 4K kameralardan biri oldu. Ben de, son zamanlarda gerçekleştirdiğim bazı projelerde bu kamerayı tercih ettim. Sorunsuz olarak farklı çekim senaryolarına adapte edebileceğiniz ve “future proof” yani, uzun yıllar kullanabileceğiniz bir kamera arıyorsanız, FS7 kesinlikle tercihiniz olabilir. Yakın zamanda piyasaya çıkan küçük kardeşi FS5 ile aralarında çeşitli farklılıklar var. FS5, FS7'ye göre daha uygun fiyatlı ve daha kompakt bir kamera. Özellikleri birbirlerine çok yakın kameralar olmasına rağmen, FS7 daha yüksek ve çeşitli kalitelerde kayıt imkanları sunuyor. Ancak, ihtiyaçlarınıza ve bütçenize göre tercih edeceğiniz bu iki kameranın da, uzun yıllar severek kullanılabilecek şekilde tasarlanmış, başarılı kameralar olduğu kesin.


27 Şubat 2016

4K ve 4K'ya Geçiş Süreci Söyleşisi


 Haftalık bilişim teknolojileri ve ekonomi gazetesi BThaber'in 22-28 Şubat 2016 sayısında, 4K ve 4K'ya geçiş süreci ile ilgili bir söyleşim yayınlandı.

BThaber sayı 1060 sayfa 26

Kendinizden bahsedebilir misiniz? Sony ile bir araya nasıl geldiniz?

   İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema ve TV Bölümü'nden mezun oldum. Serbest olarak görüntü yönetmenliği yapıyorum. Genellikle yabancı prodüksiyonlar için çalışıyorum ve belgesel, reklam, tanıtım filmi gibi projelerde görev alıyorum. 2011 yılından beri, Sony'nin Avrupa çapındaki başarılı medya profesyonellerini biraraya getiren Bağımsız Sertifikalı Uzman(ICE) isimli eğitim programı bünyesinde Sony Profesyonel müşterilerine yönelik çeşitli eğitimler ve sunumlar veriyorum, ürün testleri ve tanıtımları yapıyorum.

Öncelikle 4K teknolojisinden bahsedebilir misiniz? 4K teknolojisi hayatımızda neleri değiştirecek?

   4K, HD çözünürlüğünün yaklaşık 4 katı daha fazla piksel sunan bir video çözünürlük formatı. HD'ye kıyasla çok daha etkileyici görüntüler sunan bir format. Renklerin daha doygun ve renk tonlarının daha çeşitli olması, bugüne dek televizyon ekranlarında göremediğimiz kalitede görüntüler görmemizi sağlıyor. Tabii hem yayının 4K olması hem de izlenen monitör ya da televizyonun 4K çözünürlüğü destekliyor olması gerekiyor. Hayatımızdaki öncelikli ve en büyük değişiklik, 4K'yı destekleyen yeni televizyonlara veya ekranlara geçiş olacaktır. Tabii gözle görülür çözünürlük artışının etkisi ile, televizyon veya sinema filmi izleme keyfi de artacaktır.

4K’ya geçiş sürecinde Türkiye’yi ve dünyayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Nasıl bir süreç bizi bekliyor?

   Süreç, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son derece hızlı ilerliyor. 4K yayın yapan televizyonların sayısı giderek artıyor. Sanırım, en geç iki yıl içinde tüm yeni televizyonlar 4K'yı ve hatta HDR(High Dynamic Range) teknolojisini destekliyor olacak. Ayrıca, 4K projeksiyon cihazlarının kurulduğu yeni sinema salonlarının sayısında da artış var. Bugün bile 4K projeksiyon cihazlarının kurulu olduğu salon sayısı 300'ün üzerinde. Önümüzdeki sene bu sayının 400'ü geçmesi bekleniyor. Bu süreçte, tüketicilerden daha çok yayıncı kuruluşlara büyük bir görev düşüyor. Daha fazla 4K içerik üretmek için 4K iş akışına ve yayıncılık altyapısına yatırım yaparak, bu çözünürlüğü olabildiğince fazla sayıda tüketiciye ulaştırmaya yönelik bir süreç takip etmeliler.


4K’ya geçerken ekipman seçimlerinde nelere dikkat etmek gerekir?

   4K yatırımı yaparken, 4K çekim yapabilen kameralardan daha çok, 4K iş akışına dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. 
   4K çözünürlüğünde çekim yapabilen kameraların sayısı giderek artıyor. Geleceğe dönük, uzun ömürlü kamera yatırımı yapmak isteyenler mutlaka 4K çekim yapabilen bir kamera tercih etmeli. Ayrıca, XAVC gibi 4K iş akışında son derece verimli çalışan kodeklere sahip kameralar tercih edilirse, 4K çözünürlüğünde çalışırken maksimum performans elde edilebilinir. Sony'nin PXW-FS5 ve PXW-FS7 model kameraları, hem düşük maliyetli olmaları hem de XAVC kodeği ile çekim yapabilmeleri sebebiyle, 4K kamera yatırımı için doğru bir tercih olabilir.
   Ancak, 4K hem daha fazla işlemci gücü hem de daha fazla saklama alanı gerektirdiği için, asıl dikkat edilmesi gereken alan post-prodüksiyon süreci olmalı. Hızlı, pratik ve etkili bir iş akışı için mutlaka 4K çözünlüğünü kaldırabilecek sistemler edinilmeli. Ayrıca, saklama ve arşivleme gibi ihtiyaçlar için çok daha yüksek kapasiteli sabit diskler tercih edilmeli.

Sinema, dizi ve reklam sektörünün 4K teknolojisine bakış açılarından bahsedebilir misiniz?

   4K destekleyen mecraların sayısı arttıkça; 4K içerik üretimi de artacaktır. Mesela, sinema salonlarındaki 4K projeksiyon cihazlarının sayısı arttıkça, reklam verenler de bu teknolojiyi destekleyen içerikler üretmek isteyecektir. Bu da, 4K çekilecek reklam filmlerinin sayısında artışa sebep olacaktır.
   Sinema ve dizi gibi mecralarda 4K çekim yapmanın bazı teknik avantajları da var. Elinizdeki 4K çözünürlüğünde çekilmiş bir görüntüyü, gerekirse dijital olarak stabilize etmek veya dijital olarak yeniden kadrajlamak(çerçevelemek), HD çözünürlüğündeki bir görüntüyü stabilize etmeye veya kadrajlamaya göre çok daha verimli. Sadece bu sebeple, yayını 4K olmayacak bazı içerikler bile 4K çözünürlüğünde çekilebiliyor.
   Ancak, daha fazla çözünürlük aynı zamanda daha fazla detay ve bununla birlikte daha fazla hatanın görülmesi riskini de beraberinde getiriyor. Büyük ekranlarda ya da perdede, çok daha yüksek çözünürlükle bir filmi izlerken, çekim esnasında yapılan bazı teknik hataların(ışık, kamera hareketi, dekor ve makyaj gibi) görünürlüğü de artar. Bu da, dizi ve sinema filmi içerik üreticilerinin dikkat etmesi gereken bir husus.

Sanal gerçeklik teknolojisi (VR) sizce gelecekte sinema ya da televizyonlarda yer alabilir mi?

   Bu alandaki gelişmeler umut verici. Şimdilik, mobil mecralarda giderek daha fazla popüler hale gelen sanal gerçeklik, sanırım yakın zamanda evlerimize ve hatta sinema salonlarına da girecek. Sürekli yeniliklere ihtiyac duyan teknoloji dünyası ve sinema endüstrisinin bir sonraki önemli gelir kaynağının sanal gerçeklik olması da kaçınılmaz gibi görünüyor.


English version

25 Aralık 2015

Göbeklitepe Çekimi

A video posted by Oytun Orgul (@oytun_orgul) on

Kasım 2015'te, Sony FS7 ve Zeiss lensler ile Göbeklitepe'de yaptığım çekimden bazı kareler...

13 Şubat 2014

Sony PMW-300 Deneyimi


   XDCAM ürün grubunun yeni modellerinden biri olan PMW-300, yüksek satış rakamlarına ulaşmış olan XDCAM EX3'ün yerini aldı. Yaklaşık yedi yıl önce piyasaya çıkan EX3, sağlamlığı ve pratikliği ile son derece başarılı olan ve benim de sıklıkla kullanmakta olduğum bir kamera. Ancak, ilerleyen video teknolojileri, yeni kayıt formatlarının ortaya çıkması ve kullanıcıların daha yüksek kayıt standartlarına ulaşma beklentileri, PMW-300 'ün geliştirilmesinde büyük rol oynadı.

Sony PMW-300
Sony PMW-300

    PMW-300, 4:2:2 renk örneklemesiyle ve saniyede 50 Mb bit-rate oranıyla HD görüntü kaydı yapabiliyor. Kamera, ürün grubunun daha alt modellerinden farklı olarak, bu yıl çıkacak opsiyonel bir yazılım yükseltmesi ile XAVC formatında da kayıt yapabiliyor olacak. PMW-300'ün en dikkat çekici özelliğinin bu olduğunu düşünüyorum. XAVC formatı Sony tarafından ilk kez PMW-F55 ve PMW-F5 modellerinde kullanılmaya başlandı. 12-bit'e kadar renk derinliği ve 4:4:4 renk örneklemesi gibi son derece yüksek bir görüntü kalitesi sunan bu formatı, PMW-300'ün kullanım ömrünü son derece uzatacak bir yazılım yükseltme yatırımı olarak görüyorum.
    Şu anda piyasada bulunan PMW-300, PMW-300K1 model adı ile satılıyor. K1, kameranın Fujinon marka 14x zoom oranlı HD lens ile birlikte satılan modelinin adı. Bu lens, EX3 ile birlikte gelen lens ile aynı ve F1.9 diyafram açıklığı ile son derece de hızlı. PMW-300K2 model adı ile bu yıl içerisinde piyasaya çıkacak modelde ise, 16x zoom oranlı ve yine Fujinon marka bir lens olacak. Zoom oranındaki fark dışında, K2 modeli ile birlikte gelecek lenste görüntü dengeleyicinin(image stabilizer) bulunmaması ve filtre çapının 82mm olacak olması en önemli fark.


Sony PMW-300

   PMW-300'de 3 tane EXMOR CMOS sensör bulunuyor. Yüksek hassasiyetli bu sensörler ile, tıpkı PMW-200 modelinde olduğu gibi, düşük ışık koşullarında son derece iyi sonuçlar alınabiliyor. Ürün grubunun diğer kameralarından farklı olarak PMW-300'de, “3D Noise Reduction” yani üç boyutlu gürültü azaltma isimli yazılımsal bir gürültü azaltma teknolojisi kullanılmış. Böylece, PMW-200 ve PMW-100'de gözlemlediğim, olması gerekenden biraz daha fazla olan gürültü oranı da azaltılmış.
   Kameranın dikkat çekici bir diğer özelliği de yeni tasarım vizör ve LCD ekranı. EX3'te kullanılan vizör sistemi tamamen değiştirilmiş ve çok daha fonksiyonel bir tasarım ortaya çıkmış. LCD ekran, 3,5 inç büyüklüğünde ve 960 yatay 540 dikey gibi yüksek bir piksel çözünürlüğüne sahip. Böylece, son derece hızlı ve pratik net yapılabiliniyor. İstenildiği zaman sökülebilen bu vizör sistemi, 360 derece dönebiliyor. LCD ekrandaki görüntü bir ayna vasıtası ile, açılıp kapanabilir vizöre yansıtılıyor ve tıpkı klasik bir vizör kullanımındaki gibi izlenebiliniyor. İstenildiği zaman, vizör kapağı kaldırılarak görüntü aynadan yansıtılan LCD ekran görüntüsünden takip edilebiliyor. Eğer LCD ekranı direkt görmek veya görüntü, kameranın yan tarafından takip edilmek istenirse, aynanın olduğu bölüm de açılarak ekrana ulaşılabilir. Bu üç kademeli ve tamamen ayarlanabilir sistem, kameranın boyutlarına oranla biraz büyük olsa da, kullanım ihtiyaçlarına göre pratik bir şekilde ayarlanabildiği için gerektiği durumlarda çok verimli olabilir. Vizörün kamera bağlantı noktaları metalik bir malzemeden imal edildiği için son derece sağlam görünüyor.

Sony PMW-300

   EX3'ün alışılmışın dışında, yarı omuz tipi olarak adlandırılan kendine özgün bir tasarımı vardı. PMW-300'de bu tasarım değiştirilmiş ve klasik bir el kamerasına daha çok benzeyen bir tasarım yapılmış. Ancak, gerektiği durumlarda destek olması için, kameranın altına kızak sistemi ile kapanıp açılabilen bir omuz destek aparatı yerleştirilmiş. Bu kızaklı destek sistemi, bana ilk bakışta sanki çok fazla etkili olmayacakmış izlenimi vermişti; fakat kamerayı açıp omuzuma aldığımda, aslında verimli çalışan ve ele yüklenen ağırlığın neredeyse yarısını omuza aktaran bir sistem olduğunu anladım. Uzun süren aktüel çekimlerde operatörü rahatlatan bu pratik sistem ile daha az sarsıntılı ve yorucu olmayan aktüel çekimler yapmak mümkün.
   2 adet SDI çıkışı, timecode girişi ve çıkışı, genlock girişi, i.LINK girişi ve çıkışı ve HDMI çıkışı gibi zengin giriş çıkışlara sahip kamera, ayrıca 4 kanal ses kaydı yapabiliyor. 15 saniyeye kadar önbellek kaydı, saniyede 60 kareye kadar ağır çekim modu(720p'de), wi-fi ile farklı cihazlarla bağlantı kurma ve önceden hazırlanan meta veri dosyalarını yükleyebilme, kameranın diğer gelişmiş özellikleri arasında yer alıyor. PMW-300'de, XDCAM EX kameralar ve serinin daha alt modellerinden farklı olarak dahili bir fan da bulunuyor. Tahminimce, ileriye dönük olarak ve XAVC formatının yüksek işlemci gücü gereksinimi düşünülerek konulmuş olan bu fanın hava çıkışı, kameranın üst tarafında ve tutamaçın hemen altında yer alıyor. Son derece sessiz olan fan, eğer istenirse, menüdeki bir seçenek ile ayarlanabiliyor ve kayda girince otomatik olarak kapanabiliyor.
   Kamerayı çantasından çıkartıp incelemeye başladığımda dikkatimi ilk çeken şey, kameranın beklediğimden biraz daha ağır olmasıydı. Orta boy bir pil, iki SxS kart, lens güneşliği ve harici mikrofon da takılıyken kameranın toplam ağırlığı 4 kilonun üstüne çıkıyor. Bir el kamerasına göre beklenenden daha ağır olmasında, kameranın son derece sağlam metal bir gövdeye sahip olması, LCD ve vizör sisteminin daha gelişmiş olması ve dahili omuzluk sisteminin etkisi çok. Eğer hafif ve daha ufak ebatlarda bir el kamerası arıyorsanız, belkide PMW-200 daha uygun bir tercih olabilir. Ancak, eğer aradığınız kamera bir omuz kamerası ise, PMW-300 uygun fiyatlı ve ufak ebatlı bir alternatif olabilir. 

Sony PMW-300

 
   Halen bir XDCAM EX serisi kameraya sahipseniz, PMW-300'e geçiş yapmak çok daha kolay ve uygun fiyatlı olabilir. PMW-300'ün düğmeleri ve menü yapısı XDCAM EX serisi kameralarınki ile neredeyse aynı. Ayrıca, sahip olduğunuz pilleri, kartları, kart okuyucuları, lens adaptörünü, birçok aksesuarı ve tabii daha da önemlisi neredeyse aynı iş akışını PMW-300'de de kullanabilir ve yatırım maliyetinizi düşürebilirsiniz.
   Kameranın ürettiği görüntüyü test edebilmek ve 4:2:2 renk örneklemesi ile saniyede 50 Mb bit-rate oranının olumlu etkilerini en iyi şekilde görebilmek için Recce Films'in Kadıköy'deki stüdyosunda bir yeşil ekran(green box) çekimi gerçekleştirdim. Elde ettiğimiz sonuçlar gayet tatminkârdı. PMW-300, beklenildiği gibi, düşük gürültülü ve kaliteli görüntüler verdi. Çekilen görüntülerin fonuna başka görüntüler eklemek, son derece hızlı ve başarılı bir şekilde gerçekleşti.


   Sağlam yapısı, XAVC kodeğini destekleyecek olması, değiştirilebilir bir lense sahip olması ve 4:2:2 50 Mb/sn kayıt kalitesi ile PMW-300, EX3'ün yerini fazlasıyla ve birçok üstün özellikle dolduruyor. Eğer uygun fiyatlı ve omuz kamerasına alternatif olabilecek çok yönlü bir kamera arıyorsanız, PMW-300 son derece doğru bir tercih olabilir.

28 Ocak 2014

Pamirler'in Kalbine Yolculuk


   Orta Asya’nın en uzak köşelerinden birine, neredeyse hiç bir insanın ayak basmadığı yerlere, ücrâ kavramını yeniden tanımlamama neden olacak topraklara, yani Tacikistan’ın doğusundaki Pamir Dağları’na 2005 Yılı'nda yaptığım bir yolculuğun hikayesi bu.



   Orta Asya’nın uçsuz bucaksız stepleri arasında yükselen dağ sıralarından biri olan Pamirler, büyük bölümü Tacikistan’da olmak üzere, Kırgızistan ve Çin topraklarında yer alıyor. Benim bu dağlara gidiş amacım ise bu bölgeye özgü ve ismini Venedikli ünlü gezgin Marco Polo’dan alan Marco Polo koyunlarını bir belgesel için görüntülemek. Sadece Pamirler’in yüksek bölgelerinde yaşayan bu nadir vahşi koyun cinsi etkileyici şekil ve büyüklükteki boynuzları ile tanınıyor.
   Bölgeye ulaşmak için önce Kırgızistan’a oradan da Kırgız-Art geçidi üzerinden Tacikistan’a geçmeye karar verdik. Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e indikten sonra güneydeki Oş şehrine Rus yapımı eski bir Antonov uçağı ile uçtuk. Bu noktadan sonra kara yolu ile sınırı geçip bölgeye ulaşmaktan başka bir yol yok. Bozuk toprak yollarda saatlerce süren yolculuktan ve sayısız kontrol noktasından sonra Kyzyl-Art geçidinden Tacikistan’a ulaştık. Aralarında bölgenin en yüksek zirvelerinden biri olan Peak Lenin’in de bulunduğu yüzlerce zirve manzaramızın birer parçası. Bir süre sonra ilk konaklama yerimiz olan Kara-Kul gölü kıyısındaki ana kampa varıyoruz. Saatler süren yol boyunca gördüğümüz tek şey bir kaç tane araç. Etrafta hiç bir yerleşim yeri yok. Ana kamp denilen bu bina ise bölgeye gelen batılı avcıların konaklaması için bir Rus turizm şirketi tarafından yapılmış. Bahçesindeki bayrak direğinde Rusya Federasyonu bayrağı dalgalanıyor.
Kara-Kul Gölü Orta Asya’nın en büyük ve en yüksek göllerinden biri. 380 km ² yüz ölçümünde olan ve 3900 metrede yer alan göl, milyonlarca yıl önce bir meteor çarpması sonucu oluşmuş ve bu gerçek ancak yetmişli yıllarda çekilen uydu fotoğraflarının incelenmesi sonucu anlaşılmış. Gölün civarında yapılacak kısa bir yürüyüşle deforme olmuş, parçalanmış ve kararmış kaya veya taşları görmek mümkün.

Kara-Kul Gölü kıyısındaki ana kamp.


MURGAP

    Ekibimizin büyük bir bölümü ABD’den gelen avcılardan oluşuyor. Dünyanın bir çok değişik bölgesinde ‘big game’ yani büyük oyun olarak adlandırdıkları avlarda bulunmuş ve değişik türlerde hayvanlar avlamış olan ekibin bu seferki hedefi Marco Polo koyunları. Rehberlerimiz ise bölge konusunda deneyimli olan yerel halk. Yaklaşık on beş kişiden oluşan ekip ertesi gün ikiye bölünüyor. Bir kısmı Kara-Kul Gölü’nün kıyısındaki ana kampta kalırken, benim de dahil olduğum altı kişilik ekip Çin sınırına yakın Murgap isimli bölgeye gitmek üzere gece yarısı yola çıkıyor. Sabahın erken saatlerinde bölgeye varıyoruz. Burada, yaklaşık 4500 metre irtifada olan ve Tacikistan - Çin sınırını belirleyen dikenli tellerin hemen yakınlarına yapılmış iki odalı ufak bir kulübeye yerleşiyoruz.
    Çevreye bakmak için dışarı çıkıyorum. Etrafı 5000 metrelik dağlarla çevrili genişce bir düzlükteyiz. Her yer karlarla kaplı ve etrafta hiç bir yerleşim yok. Uzaklara, Çin tarafına doğru baktığımda iki tepenin arasından yükselen dev bir kütle görüyorum. İşte orada. Orta Asya’nın en yüksek zirvelerinden biri olan meşhur Muztag-Ata Dağı. 7546 metre yüksekliğindeki bu dağ, muhteşem görüntüsü ve heybetiyle görenleri büyülüyor.
Çin sınırı ve arkada Muztag-Ata Dağı


   Kulübemizin bulunduğu düzlük alanda bir de yak sürüsü var. Orta Asya’nın ve Himalayalar'ın yüksek bölgelerinde yaşayan bu hayvanlar uzun tüyleri ve boynuzları ile tanınıyor. Yakınlarda yaşayan ve geçimini bu yaklarla sağlayan bir Kırgız ailesine ait olan sürüde yaklaşık 40 kadar yak var. Oldukça sakin görünen yaklar zamanlarının büyük bölümünü kar altında kalmış otlara ulaşıp karınlarını doyurmaya çalışarak geçiriyor.

Donmuş bir yak boynuzu.



PAMİRLER’İN YÜZLERİ

    Yerel rehberimiz olan ve bölgeyi avucunun içi gibi bilen Salih, Kırgızistan’ın Oş şehrinde eşi ve iki çocuğu ile birlikte yaşayan bir Kırgız. Kendi aramızda rahatlıkla anlaşabiliyoruz. Bir çok ortak kelime kullandığımızı anlıyor ve her seferinde çok şaşırıyoruz. Salih, geçimini keskin gözleri ile bu bölgede rehberlik yapıp Marco Polo koyunlarını bularak sağlıyor ve herhangi bir Kırgız ailesinin ortalama kazancından çok daha fazlasını, yılın altı ayını bu dağlarda geçirerek kazanabiliyor.
    Ekibimizde aşcılık ve rehberlik yapan iki tane de Tacik var. Birinin adı Hüseyin. Tacik iç savaşı sırasında bir kumandan olduğunu söyleyen Hüseyin şimdi bizimkine benzeyen av turlarında rehberlik yaparak geçimini sağlıyor. Tacikistan’ın bu bölgesinde yaşayan halkın bir bölümü Farsi kökenli. Konuştukları dil ise Farsça’ya çok benziyor. Afgan halkıyla da akraba olan bu toplum, İslamiyet’in Şii mezhebinin İsmaili topluluğundan. Ağa Han ailesi önderliğindeki bu topluluk Orta Doğu ve Asya’nın bir çok değişik coğrafyasında yaşıyor.
Takip eden günlerde bölgedeki yüksek vadi sistemlerinde Marco Polo koyunlarını arıyoruz. Zaman zaman 40-50 başdan oluşan sürülerle karşılaşıp bunları görüntülüyorum. Bazen, kilometrelerce öteden kokumuzu alıp yükseklere doğru kaçıyorlar. Bölgedeki tek canlılar vahşi koyunlar değil. Bu dağlara özgü dağ keçilerine ve kurt sürülerine de rastlıyoruz zaman zaman. Kurtlar, Anadolu’dakilere kıyasla çok daha iri. İlk kez uzakdan gördüğümde biraz ürküyorum ancak etrafımdaki herkesde tüfek olduğunu hatırlamam içimi rahatlatıyor.


YÜKSEK İRTİFADA SATRANÇ

    Dağlarda koyun peşinde oradan oraya koşuşturmak dışında kalan ve kulübede geçen zamanlarda kendimize bir uğraş edinmek için yaptığımız arayışlar bir sonuç veriyor. Rus rehberimiz Nikolai ile bir satranç takımı yapmaya karar veriyoruz. Ben tahtayı, o da taşları yapacak. Hemen dışarı çıkıp kulübenin önündeki yakacak yığınından uygun bir tahta parçası buluyorum. Sobadan çıkardığım kömürleşmiş parçalarla da tahtanın üstüne siyah kareleri ve çizgileri çiziyorum. Nikolai ise taşlar için son derece yaratıcı bir çözüm buluyor. Biraz un ve suyu uygun bir kıvama gelene kadar yoğurup şekillendiriyor ve sobanın üzerinde pişiriyor. Böylece satranç taşlarımız da hazır oluyor. Kalan günlerde Nikolai ile onlarca çekişmeli oyun oynuyoruz. Bir çoğunu o kazansa da arada sırada benim de kazandığım oyunlar oluyor.

El yapımı satranç tahtası ve taşları



SINIR GÜVENLİĞİ VE UYUŞTURUCU TRAFİĞİ

   Kaldığımız kulübe Çin sınırına çok yakın. Sovyetler zamanında yapılan ve sınır boyunca uzanan dikenli ve elektrikli teller hala sapasağlam. Henüz çevredeki yerleşimlerde bile elektrik yokken bu ıssız coğrafyaya yıllar önce elektrik getirilmiş. Sovyetlerin dağılması ve Tacikistan devletinin kurulması ile tellere verilen elektrik kesilmiş. Bu kadar uzun ve dağlık bir sınırın güvenliğini sağlayan bu tellere çok iyi bakıldığı hemen fark ediliyor. Sınır güvenliğine bu derece önem vermelerinin bir diğer nedeni ise, bölgenin dünyanın en önemli uyuşturucu trafiğine sahip olması. Afganistan’da üretilen başta esrar olmak üzere bir çok uyuşturucu madde Tacikistan’dan sonra diğer Türki Cumhuriyetler ve Türkiye üzerinden yasa dışı yollarla Avrupa’ya ulaştırılıyor. Şehirlerarası yollarda sık sık yapılan kontrollerin nedeni de işte bu uyuşturucu trafiğini azaltma düşüncesi. Avrupa Birliği’nin de desteğiyle gerçekleşen bir projenin parçası olan bu arama noktaları bugün maalesef amacından sapıp, ‘baksheesh’ yani rüşvet toplama noktaları haline gelmiş durumda.

Muztag-Ata Dağı



MEDENİYETE DÖNÜŞ

   Bu ıssız bölgede bulunma nedenim olan Marco Polo koyunlarını, şansımızın olduğu günlerde görüntüleme fırsatını yakaladık ve geçen 12 günün ardından Kara-Kul Gölü kıyısındaki ana kampa dönüş yoluna geçtik. Gelirken havanın karanlık olması nedeniyle göremediğim Asya kıtasının, motorlu araçların geçmesine uygun en yüksek geçitlerinden biri olan 4655 metre yüksekliğindeki Ak-Baital Geçidi’nden geçiyoruz. Ak-Baital Türkçe’de beyaz at anlamına geliyor. Bu geçit ilk açıldığı yıllarda dünyanın en yüksek geçitlerinden biriymiş. Yapımı sırasında bir çok işçinin öldüğü geçidin en tepe noktasında, ölen işçiler anısına yapılmış bir de anıt bulunuyor.
   Ana kampımızda, günlerdir uzak kaldığımız banyo, elektirik ile aydınlanma, uydu telefonu, televizyon ve yatak gibi konforlarla bir kaç gün boyunca hasret giderip yine Kyzyl-Art geçidi üzerinden Kırgızistan’a dönüyoruz.
   Dünyanın çatısı diye adlandırılan etkileyici, ama bir o kadar da geri kalmış bu coğrafya şimdilik sadece av merakı olan insanları ağırlayabiliyor. Ancak döndüğü her köşede karşısına yaşanacak bir macera çıkacağını bilen ve dünyada hala pek çok keşfedilmemiş köşe olduğunu da bilen maceraperest gezginler için bu bir engel olamaz.


31 Aralık 2013

Yeni Bir Kitap: Derinlerin Sırrı

   Ülkemizde, sualtı dünyası ve donanımlı dalış sporu üzerine kitap hazırlayan çok az yazar var maalesef. Ancak bir kişi var ki, bu alanda yazdığı birbirinden değerli ve başarılı eser ile bir istisna; Mahmut Suner.
   Mahmut Suner'in son kitabı olan "Derinlerin Sırrı", kendi yazıları da dahil olmak üzere, farklı araştırmacılar ve bilim insanlarının ülkemiz suları üzerine hazırladığı yazı ve makaleleri içeriyor. Ülkemiz karasularındaki ilginç batıklardan, Kaçkar Dağları'ndaki Deniz Gölü'ne yapılan bir araştırma dalışına kadar bir çok farklı konuda makalenin olduğu kitapta ayrıca, yüzden fazla renkli su üstü ve sualtı fotoğrafı da yer alıyor. Bu fotoğraflar arasında, benim çekmiş olduğum bir fotoğrafın da bulunması, böylesi nadide bir esere katkı sağlamış olma mutluluğuna erişmeme sebep oldu.

Derinlerin Sırrı - Mahmut Suner

   Tamamı renkli, kuşe kağıda basılı ve ciltli olarak piyasaya çıkan bu kitabı sipariş etmek için; derinlerinsirri@gmail.com e-posta adresine bir e-posta göndermeniz yeterli.