Kasım 2015'te, Sony FS7 ve Zeiss lensler ile Göbeklitepe'de yaptığım çekimden bazı kareler...
çekim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çekim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Aralık 2015
Göbeklitepe Çekimi
Kasım 2015'te, Sony FS7 ve Zeiss lensler ile Göbeklitepe'de yaptığım çekimden bazı kareler...
Etiketler:
belgesel,
çekim,
gobeklitepe,
göbeklitepe,
şanlıurfa
28 Ocak 2014
Pamirler'in Kalbine Yolculuk
Orta Asya’nın
uçsuz bucaksız stepleri arasında yükselen dağ sıralarından
biri olan Pamirler, büyük bölümü Tacikistan’da olmak üzere,
Kırgızistan ve Çin topraklarında yer alıyor. Benim bu dağlara
gidiş amacım ise bu bölgeye özgü ve ismini Venedikli ünlü gezgin Marco
Polo’dan alan Marco Polo koyunlarını bir belgesel için
görüntülemek. Sadece Pamirler’in yüksek bölgelerinde yaşayan
bu nadir vahşi koyun cinsi etkileyici şekil ve büyüklükteki
boynuzları ile tanınıyor.
Bölgeye ulaşmak
için önce Kırgızistan’a oradan da Kırgız-Art geçidi
üzerinden Tacikistan’a geçmeye karar verdik. Kırgızistan’ın
başkenti Bişkek’e indikten sonra güneydeki Oş şehrine Rus
yapımı eski bir Antonov uçağı ile uçtuk. Bu noktadan sonra kara yolu ile sınırı geçip bölgeye ulaşmaktan başka bir yol
yok. Bozuk toprak yollarda saatlerce süren yolculuktan ve sayısız
kontrol noktasından sonra Kyzyl-Art geçidinden Tacikistan’a
ulaştık. Aralarında bölgenin en yüksek zirvelerinden biri olan
Peak Lenin’in de bulunduğu yüzlerce zirve manzaramızın birer
parçası. Bir süre sonra ilk konaklama yerimiz olan Kara-Kul gölü
kıyısındaki ana kampa varıyoruz. Saatler süren yol boyunca
gördüğümüz tek şey bir kaç tane araç. Etrafta hiç bir
yerleşim yeri yok. Ana kamp denilen bu bina ise bölgeye gelen
batılı avcıların konaklaması için bir Rus turizm şirketi
tarafından yapılmış. Bahçesindeki bayrak direğinde Rusya
Federasyonu bayrağı dalgalanıyor.
Kara-Kul Gölü
Orta Asya’nın en büyük ve en yüksek göllerinden biri.
380 km ² yüz
ölçümünde olan ve 3900 metrede yer alan göl, milyonlarca yıl
önce bir meteor çarpması sonucu oluşmuş ve bu gerçek ancak
yetmişli yıllarda çekilen uydu fotoğraflarının incelenmesi
sonucu anlaşılmış. Gölün civarında yapılacak kısa bir
yürüyüşle deforme olmuş, parçalanmış ve kararmış kaya veya
taşları görmek mümkün.
| Kara-Kul Gölü kıyısındaki ana kamp. |
MURGAP
Ekibimizin büyük
bir bölümü ABD’den gelen avcılardan oluşuyor. Dünyanın bir
çok değişik bölgesinde ‘big game’ yani büyük oyun olarak
adlandırdıkları avlarda bulunmuş ve değişik türlerde hayvanlar
avlamış olan ekibin bu seferki hedefi Marco Polo koyunları.
Rehberlerimiz ise bölge konusunda deneyimli olan yerel halk.
Yaklaşık on beş kişiden oluşan ekip ertesi gün ikiye bölünüyor.
Bir kısmı Kara-Kul Gölü’nün kıyısındaki ana kampta
kalırken, benim de dahil olduğum altı kişilik ekip Çin sınırına
yakın Murgap isimli bölgeye gitmek üzere gece yarısı yola
çıkıyor. Sabahın erken saatlerinde bölgeye varıyoruz. Burada,
yaklaşık 4500 metre irtifada olan ve Tacikistan - Çin sınırını
belirleyen dikenli tellerin hemen yakınlarına yapılmış iki odalı
ufak bir kulübeye yerleşiyoruz.
Çevreye bakmak
için dışarı çıkıyorum. Etrafı 5000 metrelik dağlarla çevrili
genişce bir düzlükteyiz. Her yer karlarla kaplı ve etrafta hiç
bir yerleşim yok. Uzaklara, Çin tarafına doğru baktığımda iki
tepenin arasından yükselen dev bir kütle görüyorum. İşte
orada. Orta Asya’nın en yüksek zirvelerinden biri olan meşhur
Muztag-Ata Dağı. 7546 metre yüksekliğindeki bu dağ, muhteşem
görüntüsü ve heybetiyle görenleri büyülüyor.
![]() |
| Çin sınırı ve arkada Muztag-Ata Dağı |
Kulübemizin
bulunduğu düzlük alanda bir de yak sürüsü var. Orta Asya’nın ve Himalayalar'ın
yüksek bölgelerinde yaşayan bu hayvanlar uzun tüyleri ve
boynuzları ile tanınıyor. Yakınlarda yaşayan ve geçimini bu
yaklarla sağlayan bir Kırgız ailesine ait olan sürüde yaklaşık 40
kadar yak var. Oldukça sakin görünen yaklar zamanlarının büyük
bölümünü kar altında kalmış otlara ulaşıp karınlarını
doyurmaya çalışarak geçiriyor.
![]() |
| Donmuş bir yak boynuzu. |
PAMİRLER’İN
YÜZLERİ
Yerel rehberimiz
olan ve bölgeyi avucunun içi gibi bilen Salih, Kırgızistan’ın
Oş şehrinde eşi ve iki çocuğu ile birlikte yaşayan bir Kırgız.
Kendi aramızda rahatlıkla anlaşabiliyoruz. Bir çok ortak kelime
kullandığımızı anlıyor ve her seferinde çok şaşırıyoruz.
Salih, geçimini keskin gözleri ile bu bölgede rehberlik yapıp
Marco Polo koyunlarını bularak sağlıyor ve herhangi bir Kırgız
ailesinin ortalama kazancından çok daha fazlasını, yılın altı ayını
bu dağlarda geçirerek kazanabiliyor.
Ekibimizde
aşcılık ve rehberlik yapan iki tane de Tacik var. Birinin adı
Hüseyin. Tacik iç savaşı sırasında bir kumandan olduğunu
söyleyen Hüseyin şimdi bizimkine benzeyen av turlarında rehberlik
yaparak geçimini sağlıyor. Tacikistan’ın bu bölgesinde yaşayan
halkın bir bölümü Farsi kökenli. Konuştukları dil ise
Farsça’ya çok benziyor. Afgan halkıyla da akraba olan bu toplum,
İslamiyet’in Şii mezhebinin İsmaili topluluğundan. Ağa Han
ailesi önderliğindeki bu topluluk Orta Doğu ve Asya’nın bir çok
değişik coğrafyasında yaşıyor.
Takip eden
günlerde bölgedeki yüksek vadi sistemlerinde Marco Polo
koyunlarını arıyoruz. Zaman zaman 40-50 başdan oluşan sürülerle
karşılaşıp bunları görüntülüyorum. Bazen, kilometrelerce
öteden kokumuzu alıp yükseklere doğru kaçıyorlar. Bölgedeki
tek canlılar vahşi koyunlar değil. Bu dağlara özgü dağ
keçilerine ve kurt sürülerine de rastlıyoruz zaman zaman.
Kurtlar, Anadolu’dakilere kıyasla çok daha iri. İlk kez uzakdan
gördüğümde biraz ürküyorum ancak etrafımdaki herkesde tüfek
olduğunu hatırlamam içimi rahatlatıyor.
YÜKSEK İRTİFADA
SATRANÇ
Dağlarda koyun
peşinde oradan oraya koşuşturmak dışında kalan ve kulübede
geçen zamanlarda kendimize bir uğraş edinmek için yaptığımız
arayışlar bir sonuç veriyor. Rus rehberimiz Nikolai ile bir
satranç takımı yapmaya karar veriyoruz. Ben tahtayı, o da
taşları yapacak. Hemen dışarı çıkıp kulübenin önündeki
yakacak yığınından uygun bir tahta parçası buluyorum. Sobadan
çıkardığım kömürleşmiş parçalarla da tahtanın üstüne
siyah kareleri ve çizgileri çiziyorum. Nikolai ise taşlar için
son derece yaratıcı bir çözüm buluyor. Biraz un ve suyu uygun
bir kıvama gelene kadar yoğurup şekillendiriyor ve sobanın
üzerinde pişiriyor. Böylece satranç taşlarımız da hazır
oluyor. Kalan günlerde Nikolai ile onlarca çekişmeli oyun
oynuyoruz. Bir çoğunu o kazansa da arada sırada benim de
kazandığım oyunlar oluyor.
| El yapımı satranç tahtası ve taşları |
SINIR GÜVENLİĞİ
VE UYUŞTURUCU TRAFİĞİ
Kaldığımız
kulübe Çin sınırına çok yakın. Sovyetler zamanında yapılan
ve sınır boyunca uzanan dikenli ve elektrikli teller hala
sapasağlam. Henüz çevredeki yerleşimlerde bile elektrik yokken
bu ıssız coğrafyaya yıllar önce elektrik getirilmiş.
Sovyetlerin dağılması ve Tacikistan devletinin kurulması ile
tellere verilen elektrik kesilmiş. Bu kadar uzun ve dağlık bir
sınırın güvenliğini sağlayan bu tellere çok iyi bakıldığı
hemen fark ediliyor. Sınır güvenliğine bu derece önem
vermelerinin bir diğer nedeni ise, bölgenin dünyanın en önemli
uyuşturucu trafiğine sahip olması. Afganistan’da üretilen başta
esrar olmak üzere bir çok uyuşturucu madde Tacikistan’dan sonra
diğer Türki Cumhuriyetler ve Türkiye üzerinden yasa dışı
yollarla Avrupa’ya ulaştırılıyor. Şehirlerarası yollarda sık
sık yapılan kontrollerin nedeni de işte bu uyuşturucu trafiğini
azaltma düşüncesi. Avrupa Birliği’nin de desteğiyle
gerçekleşen bir projenin parçası olan bu arama noktaları bugün
maalesef amacından sapıp, ‘baksheesh’ yani rüşvet toplama
noktaları haline gelmiş durumda.
![]() |
| Muztag-Ata Dağı |
MEDENİYETE DÖNÜŞ
Bu ıssız
bölgede bulunma nedenim olan Marco Polo koyunlarını, şansımızın
olduğu günlerde görüntüleme fırsatını yakaladık ve geçen 12
günün ardından Kara-Kul Gölü kıyısındaki ana kampa dönüş
yoluna geçtik. Gelirken havanın karanlık olması nedeniyle
göremediğim Asya kıtasının, motorlu araçların geçmesine uygun
en yüksek geçitlerinden biri olan 4655 metre yüksekliğindeki
Ak-Baital Geçidi’nden geçiyoruz. Ak-Baital Türkçe’de beyaz at
anlamına geliyor. Bu geçit ilk açıldığı yıllarda dünyanın
en yüksek geçitlerinden biriymiş. Yapımı sırasında bir çok
işçinin öldüğü geçidin en tepe noktasında, ölen işçiler
anısına yapılmış bir de anıt bulunuyor.
Ana kampımızda,
günlerdir uzak kaldığımız banyo, elektirik ile aydınlanma, uydu
telefonu, televizyon ve yatak gibi konforlarla bir kaç gün boyunca
hasret giderip yine Kyzyl-Art geçidi üzerinden Kırgızistan’a
dönüyoruz.
Dünyanın çatısı
diye adlandırılan etkileyici, ama bir o kadar da geri kalmış bu
coğrafya şimdilik sadece av merakı olan insanları
ağırlayabiliyor. Ancak döndüğü her köşede karşısına
yaşanacak bir macera çıkacağını bilen ve dünyada hala pek çok
keşfedilmemiş köşe olduğunu da bilen maceraperest gezginler için
bu bir engel olamaz.
25 Aralık 2013
Soğuk Koşullarda Çekim Önerileri
Antarktika, Himalayalar, Pamir Dağları ve ülkemizin çeşitli dağlık bölgelerine çekim ya da tırmanış amaçlı birçok seyahat yaptığım bilindiği için, soğuk koşullarda kamera kullanımı ve dikkat edilecek hususlarda benden sıklıkla yardım ve bilgi isteyenler oluyor. Ben de, edindiğim bilgi ve tecrübeleri derleyip yayımlamak istedim.
| Queen Maud Land, Antarktika |
Gelişen video teknolojileri nedeniyle artık video kameralarda neredeyse hiçbir mekanik aksam yok. Her şey elektronik devreler ve işlemciler vasıtası ile yapılıyor. Dolayısıyla, sıfırın altındaki ısılardan ya da aşırı ısı farklılıklarından etkilenecek mekanizmalar video kameralarda yer almıyor. Tabii bu durum, soğuk koşullar nedeniyle meydana gelecek olası sorunları tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu tip koşullarda sorunsuz ve verimli çalışılması için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var.
Öncelikle, soğuktan en çok etkilenen kamera parçası pil/akü oluyor. Soğukta çekim yapacaksanız yanınıza mutlaka bolca yedek pil almalısınız ve bu pillerin hepsinin şarjı tam olmalı. Kullanmadığınız zamanlarda dolu pillerin olabildiğince sıcak tutulması gerekiyor. Kullanılmasa bile, düşük sıcaklık nedeniyle piller çabuk boşalabiliyor. Kameranın üzerinde takılı olan ve o an kullanılan pile de büyük bir özen göstermek gerekiyor. Kayıt yapılmayan zamanlarda pili kameradan çıkartıp ceketinizin iç cebine ya da daha iyisi, vücudunuza temas edecek şekilde içliklerin içine koymak en iyi yöntem. Eğer bir dağ başındaysanız, kullanılabilecek tek ve en verimli ısı kaynağı vücut ısınızdır!
Modern video kameralarda, pillerden sonra etkilenen ikinci parça, LCD ekranlar oluyor. LCD ekranlar, yapılarındaki sıvı (L harfi İngilizce'deki "Liquid" yani sıvı kelimesidir) nedeniyle, hava sıcaklığı -20 derecenin altına inince etkilenmeye başlıyor. Bu etkiyi, kameranın perde hızını(shutter speed) düşürdüğünüzde elde edeceğiniz görüntüye benzetebiliriz. LCD'de görünen bu görüntünün aksine kayıt böyle görünmüyor tabii; ancak bir süre sonra öyle bir hal alıyor ki, LCD kullanılmaz hale gelebiliyor. Bu durumlarda yapılabilecek tek şey; daha korunaklı olduğu için çalışma ihtimali daha yüksek olan, vizörü kullanmak. Eğer bu mümkün değilse veya vizör de soğuktan etkilenmişse, kamera kayıt edebildiği sürece çekime -göz kararı- devam etmek tek çare.
Yıllar önce, Ilgaz Dağı'na yaptığım bir kış tırmanışına üç CCD'li profesyonel bir MiniDV kamera götürmüştüm. Dağda kamerayı çantasından çıkartıp açtığımda, ne ekranında ne de vizöründe görüntü vardı. Soğuktan etkilendiğini tahmin ederek tekrar çantasına yerleştirdim. Akşam olup çadırımı kurduktan sonra kamerayı tekrar çalıştırmayı denedim. Ekranda yine bir şey görünmüyordu; ancak biraz daha dikkatli baktığımda, aslında bir görüntünün olduğunu fark ettim. Diyaframı iyice açıp daha da dikkatli baktığımda ise ekranda sadece yeşil ve yeşilin tonlarında renklerden oluşan görüntü olduğunu anladım. Sadece yeşil ve tonlarının görünür olması, LCD ekrandan kaynaklı bir sorun olmadığına işaretti. Aklıma hemen CCD bloğu geldi. Çok büyük bir ihtimalle, kırmızı ve mavi renkleri algılayan CCD'ler donmuş ve sadece yeşil rengi algılayan CCD çalışır durumdaydı. O yıllardaki en iyi görsel efekt programları ile bile zor elde edilebilecek böylesi "video art" estetiğindeki görüntülerin, bir Ilgaz Dağı tırmanışını iyi yansıtamayacağını düşünerek kamerayı tekrar çantasına kaldırdım ve o faaliyette hiçbir görüntü çekemedim. Kamera ise, daha dönüş yolunda otobüste giderken çoktan kendine gelmişti.
2010 Yılı'nda Antarktika'ya gitmeden önce aklımdaki en önemli soru, kameraların o koşullarda nasıl çalışacağıydı. Önlem olarak yapabileceğimiz tek şey, soğuk iklimlerde kullanım için özel olarak üretilmiş koruyucu kamera kılıflarından edinmekti. Porta Brace ve benzeri firmaların kutup koşulları için üretilmiş bazı kılıf modelleri var. Bu yalıtımlı kılıflar, içlerine ısıtıcı toz poşetleri de konulunca son derece etkili bir koruma sağlıyorlar. En azından kameraya direkt gelen rüzgarı engelliyorlar. Ancak, Antarktika'da günler geçtikçe, aslında bu kılıflara çok da ihtiyaç duyulmadığını fark ettik ve ekspedisyonun daha birinci haftasının sonunda, artık bu kılıflar takılı değilken de hiç sorunsuz çekim yapabiliyorduk. Tabii bu durumu sağlayan en önemli faktör; ciddi bir fırtına ve şiddetli rüzgara maruz kalmamış olmamız. Benzeri bir çekim koşuluna gidilecekse, en azından su (dolayısıyla rüzgar da) geçirmez bir kamera kılıfı edinilmeli. Unutmayın, hava sıcaklığı -10 derece olabilir; ancak rüzgar etkisiyle hava sıcaklığı 10, hatta 20 derece daha düşebilir! Eğer kullanacağınız kamera ya da lense uygun bir kılıfı piyasada bulamıyorsanız veya bu işi ithalat yöntemiyle halletmek istemiyorsanız; o zaman ülkemizde sipariş üzerine özel kılıflar üreten bir firma ile irtibata geçebilirsiniz. Antarktika'da kullandığım Fujinon marka 520 mm'lik lens için piyasada haliyle bir kılıf yoktu. Biz de "Survival" markası altında çanta ve benzeri tekstil ürünleri üreten firma ile irtibata geçip özel bir kılıf yaptırdık. Neredeyse mükemmel çalışan bu yalıtımlı kılıf sayesinde lensi, hem darbe ve sarsıntılardan hem de direkt gelen soğuk rüzgarlardan korumuş olduk.
2010 Yılı'nda Antarktika'ya gitmeden önce aklımdaki en önemli soru, kameraların o koşullarda nasıl çalışacağıydı. Önlem olarak yapabileceğimiz tek şey, soğuk iklimlerde kullanım için özel olarak üretilmiş koruyucu kamera kılıflarından edinmekti. Porta Brace ve benzeri firmaların kutup koşulları için üretilmiş bazı kılıf modelleri var. Bu yalıtımlı kılıflar, içlerine ısıtıcı toz poşetleri de konulunca son derece etkili bir koruma sağlıyorlar. En azından kameraya direkt gelen rüzgarı engelliyorlar. Ancak, Antarktika'da günler geçtikçe, aslında bu kılıflara çok da ihtiyaç duyulmadığını fark ettik ve ekspedisyonun daha birinci haftasının sonunda, artık bu kılıflar takılı değilken de hiç sorunsuz çekim yapabiliyorduk. Tabii bu durumu sağlayan en önemli faktör; ciddi bir fırtına ve şiddetli rüzgara maruz kalmamış olmamız. Benzeri bir çekim koşuluna gidilecekse, en azından su (dolayısıyla rüzgar da) geçirmez bir kamera kılıfı edinilmeli. Unutmayın, hava sıcaklığı -10 derece olabilir; ancak rüzgar etkisiyle hava sıcaklığı 10, hatta 20 derece daha düşebilir! Eğer kullanacağınız kamera ya da lense uygun bir kılıfı piyasada bulamıyorsanız veya bu işi ithalat yöntemiyle halletmek istemiyorsanız; o zaman ülkemizde sipariş üzerine özel kılıflar üreten bir firma ile irtibata geçebilirsiniz. Antarktika'da kullandığım Fujinon marka 520 mm'lik lens için piyasada haliyle bir kılıf yoktu. Biz de "Survival" markası altında çanta ve benzeri tekstil ürünleri üreten firma ile irtibata geçip özel bir kılıf yaptırdık. Neredeyse mükemmel çalışan bu yalıtımlı kılıf sayesinde lensi, hem darbe ve sarsıntılardan hem de direkt gelen soğuk rüzgarlardan korumuş olduk.
![]() |
| Özel üretim bir lens koruma kılıfı |
Kameraların aşırı ısı farklarına maruz kalması sonucu oluşan buğlanma da soğuk koşullarda çekim yapılırken karşılaşılabilinecek önemli sorunlardan biri. Soğuk bir koşulda çekim yaparken ara verip daha sıcak bir ortama girecekseniz ve bir süre sonra tekrar soğukta çekime devam edecekseniz, kamerayı soğuk olan ortamda bırakmak en iyi hareket olur. Aynı şey, tam tersi durumlar için de geçerli tabii. Eğer çalışır durumdaki bir hamamda çekim yapacaksanız; kamerayı en az iki kat poşete sarıp çekimden en az bir saat önce hamama koymalısınız. Isı farkı nedeniyle bir kez yoğuşan bir lensin tekrar kullanılabilir hale gelmesi, ortam şartlarına göre değişiklik göstermekle birlikte, zaman zaman bir saati bulabilir. Daha kötüsü, aşırı ve ani ısı farkı nedeniyle kameranın yüzeyinde oluşan yoğuşmanın aynı şekilde kameranın içinde de oluşabileceğini ve bu nedenle kameranın kullanılmaz hale gelebileceğini de unutmamak gerekiyor.
Kamerayı kullanan operatörün giyimine de değinmek istiyorum. Doğa koşullarında her zaman katmanlı giyim prensibini uygulamak gerekiyor. Eğer, soğuk bir doğa koşulunda çalışacaksanız en alt katman olarak içlikler, ara katman olarak polar ya da benzeri bir yalıtım katmanı ve dış katman olarak su, rüzgar geçirmez ve nefes alır astarlı bir ceket tercih etmelisiniz. Vücut, ısısının %60'ından fazlasını boyun ve baş bölgesinden kaybeder. Dolayısıyla, en dikkat edilmesi gereken bölgeler de bu bölgelerdir. Bere ya da yüz maskesi, ayrıca gerekirse dış katman ceketin başlığı ile bu bölgeler korunmalı. Ellerimizi ve ayaklarımızı vücudumuzun kaloriferi gibi düşünebiliriz; bu bölgeler sıcak tutulursa, kan dolaşımıyla oralardan geçen kan ısı kaybetmez. Ancak; iyi korunmazsa, dolaşımla geçen kan, ısı kaybeder ve vücut, kaybedilen bu ısıyı telafi etmek için ekstra enerji harcamak zorunda kalır. Tripodlar genellikle metalik malzemelerden üretilir ve dolayısıyla ısıl iletkenlikleri yüksektir. Soğuk bir ortamda kullanılırken, tripodların ortamdan da soğuk olmasının nedeni de budur. Elleri, hem tripodlara dokununca meydana gelen kondüksiyon tipi bu ısı kaybından hem de havanın soğuğundan korumak için mutlaka eldiven kullanılmalı. Piyasada, gerektiğinde uç kısmı katlanıp parmaksız hale gelebilen tek parmak eldivenler var. Çekimlerde kullanmak için en pratik ve yüksek korumalı eldivenlerin bu tip eldivenler olduğuna inanıyorum. Bu eldivenlerden bulanamaz ise; içe ince bir kat ipek eldiven, onun dışına da yalıtımlı bir tek parmak eldiven giyilerek koruma sağlanabilir ve gerektiği durumlarda dış kat eldiven çıkarılarak parmak hassasiyeti gerektiren ince işler aşırı ısı kaybedilmeden yapılabilir. Ayrıca, eğer soğuk bir ortamda uzun süre çekim yapılacaksa, mutlaka tripod kullanılmalı; çünkü aktüel çekimler esnasında kamera elde ya da omuzdayken genellikle eller de kalp hizasından yüksekte kalır. Ellerin uzun süre kalp hizasının üstünde kalması da dolaşım sistemini etkiler ve ellerin daha fazla üşümesine neden olur.
![]() |
| Ulvetanna Dağı, Antarktika |
Bir çekim süresince sahip olduğumuz en değerli malzeme, içine görüntüleri kaydettiğimiz ve henüz aktarmadığımız kartlardır. Diğer tüm malzemelerin tamiri ya da telafisi mümkündür. Ancak, tüm gün çalışıp çektiğimiz ve belki de içinde bir daha tekrarlanamayacak anların kayıtlı olduğu hafıza kartlarına kesinlikle çok dikkat etmeliyiz. Eğer soğuk bir coğrafyada bulunuyorsanız büyük ihtimalle yerde kar da vardır. Olabildiğince büyük kapasiteli hafıza kartlarını kullanmak, o koşullarda sürekli kart değiştirme zahmetine girmenize ve bu değişiklik esnasında kartı kara düşürüp kaybetme olasılığını azaltmanızı sağlayabilir. Dolu kartları darbe ve sudan koruyarak taşımanın en etkili yolunun, benim de uzun yıllardır kullandığım, Pelican marka hafıza kartı kutuları olduğunu düşünüyorum. Bu son derece sağlam, su geçirmez ve sert polikarbondan üretilmiş kutular, en değerli malzemeniz olan hafıza kartlarını her türlü dış etkenden koruyabilirler.
![]() |
| Pelican 0945 Case |
Son olarak, karlı koşullarda yapılan çekimlerin görsel ve estetik yönleri ile ilgili bazı önerilerde bulunacağım. Karlı doğa şartlarında çekim yaparken UV, ND, polarize ve degrade filtrelerin yanınızda bulunmasında büyük fayda var. UV filtre, güneş ışığındaki mor ötesi ışınımı azaltmak ve bu ışınımların video kameralar tarafından üretilen görüntülerdeki olumsuzluklarını azaltmak için, ayrıca lensi korumak için kullanılmalı. Yüksek irtifalarda bu mor ötesi ışınımın çok daha fazla olduğunu da hatırlatmakta fayda var. ND filtre, hem lensin en kapalı diyafram değerinin yetmediği aydınlık koşullarda, özellikle güneşli günlerde ışığı kontrol altına almak, hem de alan derinliği ile oynayabilmek için kullanılabilir. Polarize ve degrade filtreler de, özellikle gökyüzünün maviliğini bir miktar daha belirginleştirmek ve daha kontrastlı bir görüntü elde etmek için kullanılabilir. Karlı koşullarda kesinlikle otomatik diyafram kullanılmamalı. Etraftaki aşırı direkt ve kardan yansıyan ışık nedeniyle, kameranın dahili pozometresi yanılabilir ve çektiğiniz asıl objenin ya da kişinin olması gerektiğinden daha karanlık görünmesine neden olabilir. Aynı şekilde, otomatik beyaz ayarına da güvenilmemeli ve manuel beyaz ayarı yapılmalı. Tıpkı herhangi bir güneş ışığı kaynaklı dış mekan çekiminde önerildiği gibi, karlı dış mekan çekimlerini de mümkünse günün ilk ya da son saatlerinde yapmakta fayda var. Böylece hem daha yumuşak bir ışık ile çalışmış olunur, hem de özellikle gün batımına yakın oluşan, kırmızı ve turuncu tonların hakim olduğu çok güzel bir ışık yakalanabilir.
Etiketler:
antarktika,
çekim,
dağlar,
ekspedisyon,
film çekimi,
himalayalar,
kamera,
kamera operatörü,
kameraman,
pamir dağları,
soğuk,
soğuk koşullarda çekim,
soğukta çekim,
video
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





.jpg)
