video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2016

Sony FS7 Deneyimi

   Yaklaşık birbuçuk yıl önce piyasaya çıkan ve piyasaya çıktığı ilk günlerden beri kullanmakta olduğum FS7'yi, Kaliforniya çöllerinden Anadolu'nun bozkırlarına, İstanbul trafiğinin keşmekeşinden, film stüdyolarına kadar birçok farklı ortamda, farklı gereksinimleri olan projelerde kullanmış oldum. Aynı süreç zarfında da Sony mühendisleri, geçtiğimiz günlerde üçüncü versiyonunu çıkarmış oldukları güncelleme ile kamerayı neredeyse kusursuz ve eksiksiz bir hale getirdi. Neredeyse diyorum çünkü; artık günümüzde bir video kamera, sadece bir kamera olmaktan çok, yazılım aracılığıyla yeni ve daha gelişmiş fonksiyonlar yüklenebilen bir bilgisayar gibi çalışır hale geldi. Teorik olarak, bir kamerada bulunan işlemci ve hafıza donanımının kapasitelerini aşmayacak ve yazılım yoluyla eklenebilecek her türlü yeni özelliği, bellenim güncellemesi yaparak bir kameraya kazandırabiliyoruz. Tıpkı, FS7'ye üçüncü versiyon güncellemesiyle gelen “Image Scan Mode” ve “Interval Recording” özellikleri gibi.

Sony PXW-FS7 (Fotoğraf: Oytun Orgül)

   FS7'nin model adındaki “F” İngilizce “Film”, “S” ise “Style” kelimelerinin baş harflerinden oluşuyor. Kamerayı özel yapan işte bu “Sinema Stili” kullanım özellikleri. Bu özelliklerden başlıcaları; büyük bir sensör (Super35 ebatlarında), değiştirilebilir objektif, harici bir kayıtçıya RAW yani ham görüntü kaydedebilme, 4K çözünürlüğünde kayıt ve tabii LOG'lu kayıt imkanları. Her bir özelliği aslında bir süredir farklı kamera modellerinde deneyimleme şansına erişebilmiştik. FS7'yi özel yapan ise bu farklı özellikleri, görece çok daha uygun bir fiyat karşılığında, bir arada sunması oldu.

FS7 ile Kaliforniya'daki Temecula Şehri'nde Çekim (Fotoğraf: Çağlar Mallı)

   Bütçe, sinema salonlarından mobil cihazlara kadar farklı mecralar için üretilen her türlü video işi için son derece belirleyici bir kriter. Bütçeniz ne kadar büyükse, imkanlarınız ve dolayısıyla hayal ettiklerinizin gerçekleşebilmesi ihtimali de aynı oranda büyüyor. Herhangi bir film projesinde post-prodüksiyon işlemlerinin bütçenin giderek artan önemli bölümünü oluşturuyor olması, özellikle son 10 yıldır kabul görmüş bir gerçek. Analogdan dijitale, SD'den HD'ye, HD'den 4K'ya geçiş süreçleri ile birlikte, post prodüksiyon sürecinde yapılabilecek çeşitli görsel düzenleme seçenekleri ve bunlar için harcanabilecek zaman da gün geçtikçe arttı. Şartlar böyleyken, her türlü ihtiyacı karşılayabilecek ve farklı bütçelere sahip işlerde verimli kullanılabilecek tek kameraya sahip olmak da kullanıcıların en önemli tercih kriteri oldu. FS7 de bence bu ihtiyacı tam anlamıyla karşılayabilecek piyasadaki ilk kameralardan biri oldu. Bütçenize göre istediğiniz iş akışını belirleyip, çekim formatınızı ve ayarlarınızı da buna göre seçerek olabildiğince verimli bir sonuç elde edebilirsiniz. Kameranın sunduğu alternatifleri, çok kabaca, aşağıdaki gibi senaryolara dökmek mümkün;

Post-prodüksiyon için hiç bütçemiz yok maalesef!” = XAVC kodeğiyle çek.
Post-prodüksiyon için biraz bütçemiz var.” = XAVC kodeğiyle S-Log'lu çek.
Post-prodüksiyon için bütçemiz var.” = RAW çek.

   Bu farklı senaryolara çözünürlükle ilgili hiçbir veri yazmadım. FS7; HD, UHD ve 4K çözünürlüklerinde çekim yapabiliyor. Projenin mecrasına ya da teslim şartlarına göre istenilen çözünürlüğü seçmek size kalmış ancak; UHD veya 4K gibi çözünürlüklerde çalışılacaksa, kaydetme ve depolama ortamlarına dikkat etmekte fayda var. Çünkü 4K için gereken saklama yeri, HD'ye göre yaklaşık olarak 3 kat daha fazla. Çekim anında aktarma sürelerini minimuma indirmek için hızlı aktarım arabirimleri(USB 2'yi unutun!) ve hem saklama hem de yedekleme için yüksek kapasiteli (gigabayt'larca yerine terabayt'larca) diskler kullanılmalı.

Sony FS7 (Fotoğraf: Oytun Orgül)

   RAW görüntü kaydının ne olduğunu, fotoğraf dünyasında çok daha yaygın kullanılıyor olduğu için biliyoruz. Sensörden gelen verinin, herhangi bir sıkıştırma(kodekli) ya da işleme tabi olmadan, direkt olarak karta yazılması ile elde edilen ham görüntüye RAW deniyor. Peki LOG'lu çekim nedir?
   “LOG” terimi matematikten bildiğimiz “logaritmik” kelimesinden geliyor. Kısaca anlatmak gerekirse; LOG'lu çekim, sensörün en geniş dinamik aralıkta görüntü üretebildiği ISO seviyesine çıkıp gelen sinyallerin logaritmik olarak kaydedilmesidir. Böylece, renklerin düzeltilmesine ve ışığın dengelenmesine sonradan imkan tanıyacak şekilde son derece düz (flat) bir görüntü ortaya çıkar. Ne siyahlar tam siyahtır, ne de beyazlar tam beyazdır; tüm renkler ara tonlardadır. Ancak, dinamik aralık son derece geniştir ve FS7 de 14 diyaframlık dinamik aralığa bu şekilde çıkabilmektedir. Her kamera üreticisi kendi LOG'una ya da LOG'larına sahiptir çünkü her sensörün kendine özgü sinyal üretme kabiliyetleri vardır. Bu karakteristik özelliklere de en uygun olan özgün LOG'ların oluşturulması gerekmektedir. Sony kameralarda bulunan LOG'lara S-Log adı veriliyor. Bir FS7 satın aldığınızda kameranın içinde hazır olarak S-Log2 ve S-Log3 yüklü geliyor.

FS7 ile S-Log2 gece çekimi. (Fotoğraf: Oytun Orgül)

   LOG ve RAW dünyası ile birlikte hayatımızı giren bir diğer terim de LUT yani “Look Up Table” oldu. RAW veya LOG'lu çekim yapılırken, vizörde ya da monitörde LOG'un düz(flat) görüntüsü yerine daha doğru renklerde görüntü görülmesini sağlayan ve aslında birer dosya olan LUT'ları kameranın içinde hazır gelenlerden seçebilir yahut kendiniz LUT dosyaları yaratıp kameraya yükleyebilirsiniz. Vizörde LUT'lu görüntü gören bir operatör veya görüntü yönetmeni pozlamayı daha doğru ve kolay yapabilir. Aynı şekilde, monitöründe LUT'lu görüntü gören bir yönetmen, sahnedeki ışığın ve renklerin post-prodüksiyon sonrası nasıl görüneceğini daha iyi anlayabilir.

   Bu kadar teknik bilgiden sonra, biraz da kameranın kullanımına yönelik bilgileri ve görüşlerimi paylaşmakta fayda var. FS7, bir “grab and shoot” yani kap ve çek kamerası olarak tasarlanmış. Kameranın içinden, tasarıma entegre olan ve omuzda kullanmaya yarayan bir tutamaç çıkıyor. Bu pratik tutamaç, aktüel çekimler yapılması gerekiyor ve asistansız çalışılıyor ise son derece faydalı; tabii ki, çift elle kamerayı tutabileceğiniz dengeli omuz aparatları kadar etkili değil ancak, o an sette böyle bir aparat yoksa ya da bu aparatı takacak zamanınız yoksa, kesinlikle hayat kurtarıyor. Tutamaç üzerinde kayıt, zoom(SELP28135G gibi servo motorlu bir lens takılıysa) ve çeşitli kısa yol düğmeleri de bulunuyor. Kameranın tasarımı son derece modüler. Üst taraftaki tutacak, LCD ekran ve mikrofon tutacağı sökülebiliniyor. Hatta bunların tamamı söküldüğünde kamera son derece kompakt oluyor. Bu da kameranın insansız hava araçlarında, steadycamde, çeşitli kamera sabitleme sistemlerinde ve uygun sualtı kabinlerinde rahatlıkla kullanılabilir olmasını sağlıyor. FS7'de, FS100'den ve FS700'den alışık olduğumuz bir vizör sistemi var. Vizör, LCD ekran üzerine monte edilebiliyor ve istendiğinde kolayca yukarı kaldırılarak izlemeyi LCD ekran ile yapmaya imkan sağlıyor. Kameranın üzerinde 3,5 inç'lik yüksek çözünürlüklü bir LCD ekran bulunuyor. İstenilen şekilde ve seviyede konumlandırmanıza müsade edecek şekilde tasarlanmış bu ekran, bir çubuk sistemi ile kameraya monte ediliyor. Ekranı, öğlen güneş en tepedeyken ve hatta güneş ışığı ekrana direkt düştüğü anlarda bile kullanabildim. Gerekirse, ekranın hemen yanındaki ayar düğmesi ile kontrastı mevcut ışık koşullarında rahat izleme yapabilecek şekilde ayarlayabiliyorsunuz.

FS7 ile Umman Çölleri'nde çekim. (Fotoğraf: Alper Tombul)

   Gelelim, V3.00 (hatta V3.10 da çıkmış yakın zamanda) bellenim güncellemesi ile gelen özelliklere. FS7'de eksikliğini en çok hissettiğim üç önemli özellik, bu güncelleme ile kameraya gelmiş bulunuyor. Bunlardan en önemlisi “Image Scan Mode”. Bu özellik ile, 35mm sensör alanını tam olarak kaplamayan tüm lensleri bu kamerada kullanabiliyoruz. Mesela Super16 kameralar için üretilmiş bir lensiniz var. Bu özellik gelmeden önce böyle bir lensi kameraya taktığınızda “vignetting”, yani görüntünün etrafında siyahlık görünüyor olacaktı. Bu yeni özellik ile kamera, sensörün sadece orta bölümünü kullanarak ve herhangi bir büyütme işlemi yapmadan, vignetting efekti olmaksızın tam ekran görüntü üretebiliyor(en fazla 2K çözünürlüğünde). Aynı şekilde, 2/3inç'lik ENG tipi lensleri de kullanmak artık mümkün.

   Timelapse'in Sony kameralardaki adı “Interval Recording”. FS7'de bu zamana kadar hala olmamasına en şaşırdığım özellik de “Interval Recording” 'di. Neyseki, yeni güncellemede bu özellik artık var. İstediğiniz kayıt aralığını ve kayıt karesini seçtikten sonra kamera size herhangi bir ekstra işlem yapmanız gerekmeden, kullanıma hazır, timelapse klipler üretiyor.

   Yeni güncelleme ile gelen bir diğer önemli özellik de, netleme yapmaya yardımcı olmak için kullanılan “Focus Magnification” 'ın artık tutacak üzerinde yer alan ufak yönlendirme düğmeleri ile istenilen yere doğru kaydırılabilir olması. Bu güncellemeden önce, netleme alanı yakınlaştırması yapıldığında, sadece ekranın ortasına doğru iki kademeli bir yakınlaştırma oluyordu. Eğer netlemek istediğiniz obje ya da kişi ekranın ortasında değilse, mecburen kadrajınızı bozup bu obje ya da kişiyi kadrajın ortasına almanız gerekiyordu. Şimdi ise, yakınlaştırdığınız alanı istediğiniz yöne doğru kaydırarak, netlemek istediğiniz alanı ekrana getirebiliyorsunuz.

Sony FS7 (Fotoğraf: Oytun Orgül)

   Son olarak, çekimini yaptığınız her ne olursa olsun, filminize son derece etkili bir dramatik katma değer sağlayan ağır çekim özelliğine değinmekte fayda var. FS7 HD çözünürlüğünde, zaman sınırlaması olmaksızın, saniyede 150 kareye kadar(NTSC'de 180 kareye kadar) ağır çekim yapabiliyor. Hatırlanacağı üzere, FS700'de ağır çekim yapılırken, belli kayıt süresi kısıtlamaları oluyordu fakat; FS7'de benzeri bir süre kısıtlaması olmadan, istediğiniz kadar ağır çekim yapılabilirsiniz. Ayrıca, yüksek karelere çıkıldığında görüntüde “crop” yani kırpma olmuyor. Opsiyonel olarak satılan XDCA-FS7 ünitesi takıldığında ise kameranın ağır çekim hızı saniyede 240 kareye kadar çıkıyor. Üstelik bunu 2K ve RAW olarak yapabiliyorsunuz.

   Bilindiği üzere, opsiyonel olan XDCA-FS7 ünitesinin en önemli özelliği kameraya 12bit RAW görüntü çıkışı özelliğini kazandırması. Ancak, bu ünitenin pek bilinmeyen birkaç özelliği daha var. Bunlardan en önemlisi, bu ünite takılıyken HD çözünürlüğünde Apple ProRes 422 kayıt yapılabiliyor olması. Bazı iş akışları için eğer ProRes kodeği gerekiyor veya tercih ediliyorsa bu ünite takılıyken çekim yapılmalı ve kayıt tercihlerinden ProRes seçilmeli. Ayrıca, XDCA-FS7 ünitesi üzerinde yer alan Timecode ve Genlock giriş çıkışları sayesinde, çoklu kamera uygulamaları da daha kolay yapılabiliyor.

Sony FS7 (Fotoğraf: Oytun Orgül)

   FS7, kullanıcılara çok çeşitli kullanım opsiyonları tanıması ve uygun fiyatı ile kısa zamanda en çok tercih edilen 4K kameralardan biri oldu. Ben de, son zamanlarda gerçekleştirdiğim bazı projelerde bu kamerayı tercih ettim. Sorunsuz olarak farklı çekim senaryolarına adapte edebileceğiniz ve “future proof” yani, uzun yıllar kullanabileceğiniz bir kamera arıyorsanız, FS7 kesinlikle tercihiniz olabilir. Yakın zamanda piyasaya çıkan küçük kardeşi FS5 ile aralarında çeşitli farklılıklar var. FS5, FS7'ye göre daha uygun fiyatlı ve daha kompakt bir kamera. Özellikleri birbirlerine çok yakın kameralar olmasına rağmen, FS7 daha yüksek ve çeşitli kalitelerde kayıt imkanları sunuyor. Ancak, ihtiyaçlarınıza ve bütçenize göre tercih edeceğiniz bu iki kameranın da, uzun yıllar severek kullanılabilecek şekilde tasarlanmış, başarılı kameralar olduğu kesin.


25 Aralık 2013

Soğuk Koşullarda Çekim Önerileri


   Antarktika, Himalayalar, Pamir Dağları ve ülkemizin çeşitli dağlık bölgelerine çekim ya da tırmanış amaçlı birçok seyahat yaptığım bilindiği için, soğuk koşullarda kamera kullanımı ve dikkat edilecek hususlarda benden sıklıkla yardım ve bilgi isteyenler oluyor. Ben de, edindiğim bilgi ve tecrübeleri derleyip yayımlamak istedim.

Oytun Orgül - Queen Maud Land, Antarktika
Queen Maud Land, Antarktika

   Gelişen video teknolojileri nedeniyle artık video kameralarda neredeyse hiçbir mekanik aksam yok. Her şey elektronik devreler ve işlemciler vasıtası ile yapılıyor. Dolayısıyla, sıfırın altındaki ısılardan ya da aşırı ısı farklılıklarından etkilenecek mekanizmalar video kameralarda yer almıyor. Tabii bu durum, soğuk koşullar nedeniyle meydana gelecek olası sorunları tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu tip koşullarda sorunsuz ve verimli çalışılması için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var.
   Öncelikle, soğuktan en çok etkilenen kamera parçası pil/akü oluyor. Soğukta çekim yapacaksanız yanınıza mutlaka bolca yedek pil almalısınız ve bu pillerin hepsinin şarjı tam olmalı. Kullanmadığınız zamanlarda dolu pillerin olabildiğince sıcak tutulması gerekiyor. Kullanılmasa bile, düşük sıcaklık nedeniyle piller çabuk boşalabiliyor. Kameranın üzerinde takılı olan ve o an kullanılan pile de büyük bir özen göstermek gerekiyor. Kayıt yapılmayan zamanlarda pili kameradan çıkartıp ceketinizin iç cebine ya da daha iyisi, vücudunuza temas edecek şekilde içliklerin içine koymak en iyi yöntem. Eğer bir dağ başındaysanız, kullanılabilecek tek ve en verimli ısı kaynağı vücut ısınızdır!
   Modern video kameralarda, pillerden sonra etkilenen ikinci parça, LCD ekranlar oluyor. LCD ekranlar, yapılarındaki sıvı (L harfi İngilizce'deki "Liquid" yani sıvı kelimesidir) nedeniyle, hava sıcaklığı -20 derecenin altına inince etkilenmeye başlıyor. Bu etkiyi, kameranın perde hızını(shutter speed) düşürdüğünüzde elde edeceğiniz görüntüye benzetebiliriz. LCD'de görünen bu görüntünün aksine kayıt böyle görünmüyor tabii; ancak bir süre sonra öyle bir hal alıyor ki, LCD kullanılmaz hale gelebiliyor. Bu durumlarda yapılabilecek tek şey; daha korunaklı olduğu için çalışma ihtimali daha yüksek olan, vizörü kullanmak. Eğer bu mümkün değilse veya vizör de soğuktan etkilenmişse, kamera kayıt edebildiği sürece çekime -göz kararı- devam etmek tek çare.
   Yıllar önce, Ilgaz Dağı'na yaptığım bir kış tırmanışına üç CCD'li profesyonel bir MiniDV kamera götürmüştüm. Dağda kamerayı çantasından çıkartıp açtığımda, ne ekranında ne de vizöründe görüntü vardı. Soğuktan etkilendiğini tahmin ederek tekrar çantasına yerleştirdim. Akşam olup çadırımı kurduktan sonra kamerayı tekrar çalıştırmayı denedim. Ekranda yine bir şey görünmüyordu; ancak biraz daha dikkatli baktığımda, aslında bir görüntünün olduğunu fark ettim. Diyaframı iyice açıp daha da dikkatli baktığımda ise ekranda sadece yeşil ve yeşilin tonlarında renklerden oluşan görüntü olduğunu anladım. Sadece yeşil ve tonlarının görünür olması, LCD ekrandan kaynaklı bir sorun olmadığına işaretti. Aklıma hemen CCD bloğu geldi. Çok büyük bir ihtimalle, kırmızı ve mavi renkleri algılayan CCD'ler donmuş ve sadece yeşil rengi algılayan CCD çalışır durumdaydı. O yıllardaki en iyi görsel efekt programları ile bile zor elde edilebilecek böylesi "video art" estetiğindeki görüntülerin, bir Ilgaz Dağı tırmanışını iyi yansıtamayacağını düşünerek kamerayı tekrar çantasına kaldırdım ve o faaliyette hiçbir görüntü çekemedim. Kamera ise, daha dönüş yolunda otobüste giderken çoktan kendine gelmişti.
   2010 Yılı'nda Antarktika'ya gitmeden önce aklımdaki en önemli soru, kameraların o koşullarda nasıl çalışacağıydı. Önlem olarak yapabileceğimiz tek şey, soğuk iklimlerde kullanım için özel olarak üretilmiş koruyucu kamera kılıflarından edinmekti. Porta Brace ve benzeri firmaların kutup koşulları için üretilmiş bazı kılıf modelleri var. Bu yalıtımlı kılıflar, içlerine ısıtıcı toz poşetleri de konulunca son derece etkili bir koruma sağlıyorlar. En azından kameraya direkt gelen rüzgarı engelliyorlar. Ancak, Antarktika'da günler geçtikçe, aslında bu kılıflara çok da ihtiyaç duyulmadığını fark ettik ve ekspedisyonun daha birinci haftasının sonunda, artık bu kılıflar takılı değilken de hiç sorunsuz çekim yapabiliyorduk. Tabii bu durumu sağlayan en önemli faktör; ciddi bir fırtına ve şiddetli rüzgara maruz kalmamış olmamız. Benzeri bir çekim koşuluna gidilecekse, en azından su (dolayısıyla rüzgar da) geçirmez bir kamera kılıfı edinilmeli. Unutmayın, hava sıcaklığı -10 derece olabilir; ancak rüzgar etkisiyle hava sıcaklığı 10, hatta 20 derece daha düşebilir! Eğer kullanacağınız kamera ya da lense uygun bir kılıfı piyasada bulamıyorsanız veya bu işi ithalat yöntemiyle halletmek istemiyorsanız; o zaman ülkemizde sipariş üzerine özel kılıflar üreten bir firma ile irtibata geçebilirsiniz. Antarktika'da kullandığım Fujinon marka 520 mm'lik lens için piyasada haliyle bir kılıf yoktu. Biz de "Survival" markası altında çanta ve benzeri tekstil ürünleri üreten firma ile irtibata geçip özel bir kılıf yaptırdık. Neredeyse mükemmel çalışan bu yalıtımlı kılıf sayesinde lensi, hem darbe ve sarsıntılardan hem de direkt gelen soğuk rüzgarlardan korumuş olduk.


Survival Lens Koruma Kılıfı
Özel üretim bir lens koruma kılıfı

   Kameraların aşırı ısı farklarına maruz kalması sonucu oluşan buğlanma da soğuk koşullarda çekim yapılırken karşılaşılabilinecek önemli sorunlardan biri. Soğuk bir koşulda çekim yaparken ara verip daha sıcak bir ortama girecekseniz ve bir süre sonra tekrar soğukta çekime devam edecekseniz, kamerayı soğuk olan ortamda bırakmak en iyi hareket olur. Aynı şey, tam tersi durumlar için de geçerli tabii. Eğer çalışır durumdaki bir hamamda çekim yapacaksanız; kamerayı en az iki kat poşete sarıp çekimden en az bir saat önce hamama koymalısınız. Isı farkı nedeniyle bir kez yoğuşan bir lensin tekrar kullanılabilir hale gelmesi, ortam şartlarına göre değişiklik göstermekle birlikte, zaman zaman bir saati bulabilir. Daha kötüsü, aşırı ve ani ısı farkı nedeniyle kameranın yüzeyinde oluşan yoğuşmanın aynı şekilde kameranın içinde de oluşabileceğini ve bu nedenle kameranın kullanılmaz hale gelebileceğini de unutmamak gerekiyor.


Oytun Orgül, Antarktika


   Kamerayı kullanan operatörün giyimine de değinmek istiyorum. Doğa koşullarında her zaman katmanlı giyim prensibini uygulamak gerekiyor. Eğer, soğuk bir doğa koşulunda çalışacaksanız en alt katman olarak içlikler, ara katman olarak polar ya da benzeri bir yalıtım katmanı ve dış katman olarak su, rüzgar geçirmez ve nefes alır astarlı bir ceket tercih etmelisiniz. Vücut, ısısının %60'ından fazlasını boyun ve baş bölgesinden kaybeder. Dolayısıyla, en dikkat edilmesi gereken bölgeler de bu bölgelerdir. Bere ya da yüz maskesi, ayrıca gerekirse dış katman ceketin başlığı ile bu bölgeler korunmalı. Ellerimizi ve ayaklarımızı vücudumuzun kaloriferi gibi düşünebiliriz; bu bölgeler sıcak tutulursa, kan dolaşımıyla oralardan geçen kan ısı kaybetmez. Ancak; iyi korunmazsa, dolaşımla geçen kan, ısı kaybeder ve vücut, kaybedilen bu ısıyı telafi etmek için ekstra enerji harcamak zorunda kalır. Tripodlar genellikle metalik malzemelerden üretilir ve dolayısıyla ısıl iletkenlikleri yüksektir. Soğuk bir ortamda kullanılırken, tripodların ortamdan da soğuk olmasının nedeni de budur. Elleri, hem tripodlara dokununca meydana gelen kondüksiyon tipi bu ısı kaybından hem de havanın soğuğundan korumak için mutlaka eldiven kullanılmalı. Piyasada, gerektiğinde uç kısmı katlanıp parmaksız hale gelebilen tek parmak eldivenler var. Çekimlerde kullanmak için en pratik ve yüksek korumalı eldivenlerin bu tip eldivenler olduğuna inanıyorum. Bu eldivenlerden bulanamaz ise; içe ince bir kat ipek eldiven, onun dışına da yalıtımlı bir tek parmak eldiven giyilerek koruma sağlanabilir ve gerektiği durumlarda dış kat eldiven çıkarılarak parmak hassasiyeti gerektiren ince işler aşırı ısı kaybedilmeden yapılabilir. Ayrıca, eğer soğuk bir ortamda uzun süre çekim yapılacaksa, mutlaka tripod kullanılmalı; çünkü aktüel çekimler esnasında kamera elde ya da omuzdayken genellikle eller de kalp hizasından yüksekte kalır. Ellerin uzun süre kalp hizasının üstünde kalması da dolaşım sistemini etkiler ve ellerin daha fazla üşümesine neden olur.

Oytun Orgül, Antarktika
Ulvetanna Dağı, Antarktika


     Bir çekim süresince sahip olduğumuz en değerli malzeme, içine görüntüleri kaydettiğimiz ve henüz aktarmadığımız kartlardır. Diğer tüm malzemelerin tamiri ya da telafisi mümkündür. Ancak, tüm gün çalışıp çektiğimiz ve belki de içinde bir daha tekrarlanamayacak anların kayıtlı olduğu hafıza kartlarına kesinlikle çok dikkat etmeliyiz. Eğer soğuk bir coğrafyada bulunuyorsanız büyük ihtimalle yerde kar da vardır. Olabildiğince büyük kapasiteli hafıza kartlarını kullanmak, o koşullarda sürekli kart değiştirme zahmetine girmenize ve bu değişiklik esnasında kartı kara düşürüp kaybetme olasılığını azaltmanızı sağlayabilir. Dolu kartları darbe ve sudan koruyarak taşımanın en etkili yolunun, benim de uzun yıllardır kullandığım, Pelican marka hafıza kartı kutuları olduğunu düşünüyorum. Bu son derece sağlam, su geçirmez ve sert polikarbondan üretilmiş kutular, en değerli malzemeniz olan hafıza kartlarını her türlü dış etkenden koruyabilirler.

Pelican 0945 Case
Pelican 0945 Case

   Son olarak, karlı koşullarda yapılan çekimlerin görsel ve estetik yönleri ile ilgili bazı önerilerde bulunacağım. Karlı doğa şartlarında çekim yaparken UV, ND, polarize ve degrade filtrelerin yanınızda bulunmasında büyük fayda var. UV filtre, güneş ışığındaki mor ötesi ışınımı azaltmak ve bu ışınımların video kameralar tarafından üretilen görüntülerdeki olumsuzluklarını azaltmak için, ayrıca lensi korumak için kullanılmalı. Yüksek irtifalarda bu mor ötesi ışınımın çok daha fazla olduğunu da hatırlatmakta fayda var. ND filtre, hem lensin en kapalı diyafram değerinin yetmediği aydınlık koşullarda, özellikle güneşli günlerde ışığı kontrol altına almak, hem de alan derinliği ile oynayabilmek için kullanılabilir. Polarize ve degrade filtreler de, özellikle gökyüzünün maviliğini bir miktar daha belirginleştirmek ve daha kontrastlı bir görüntü elde etmek için kullanılabilir. Karlı koşullarda kesinlikle otomatik diyafram kullanılmamalı. Etraftaki aşırı direkt ve kardan yansıyan ışık nedeniyle, kameranın dahili pozometresi yanılabilir ve çektiğiniz asıl objenin ya da kişinin olması gerektiğinden daha karanlık görünmesine neden olabilir. Aynı şekilde, otomatik beyaz ayarına da güvenilmemeli ve manuel beyaz ayarı yapılmalı. Tıpkı herhangi bir güneş ışığı kaynaklı dış mekan çekiminde önerildiği gibi, karlı dış mekan çekimlerini de mümkünse günün ilk ya da son saatlerinde yapmakta fayda var. Böylece hem daha yumuşak bir ışık ile çalışmış olunur, hem de özellikle gün batımına yakın oluşan, kırmızı ve turuncu tonların hakim olduğu çok güzel bir ışık yakalanabilir.

4 Eylül 2013

Sony'den Profesyonel 4K Handycam


   Bugün Sony, bir çok yeni ürün ile birlikte, dahili lense sahip dünyanın ilk profesyonel 4K kamerasını da tanıttı.

   PXW kodlu yeni bir ürün serisi çatısı altında piyasaya çıkacak Z100 model kamera, 1/2.33 inçlik bir Exmor R CMOS sensöre sahip. Saniyede 60 kareye kadar 4K (4096 x 2160) çözünürlüğünde görüntü kaydı yapabiliyor. XDCAM ürün grubunun üyesi olan kamera 4:2:2 renk örneklemesi ile Intra-frame ve 10-bit olarak kayıt yapabiliyor ayrıca geleceğin kayıt formatı olarak gördüğüm XAVC'yi kullanabiliyor.

   Kamerada iki tane XQD hafıza kartı yuvası bulunuyor. Gelecekte çok daha sıklıkla kullanılacak bu katı halli disk, SxS kartlara göre çok daha hızlı. Kameranın bir diğer özelliği de, HDMI üzerinden 4K çözünürlüğünde ve saniyede 50 veya 60 kare hızında görüntü gönderiyor oluşu. Ancak bu çıkış en fazla 8 bit ve 4:2:0 renk örneklemesi ile oluyor.

   Böylesi, küçük denebilecek bir sensörden çıkacak 4K çözünürlüğünün nasıl olacağı henüz bir soru işareti ancak F5 yada F55 gibi büyük sensörlü 4K kameraların ışık hassasiyetine ulaşamayacağına kesin gözüyle bakıyorum. Serinin ilk kamerası için iyi bir başlangıç, ileride çıkacak yeni modeller eminim çok daha üstün özelliklere sahip olacaktır.

Sony PXW-Z100

26 Kasım 2012

Anti-Aliasing / Anti-Moiré Filtresi


   Bugün internet üzerinden bir eğitim izlerken, Mosaic Engineering firmasının popüler DSLR 'ler için ürettiği optik anti-moiré / anti-aliasing filtrelerini keşfettim.
   Sayfalarındaki örnek videolardan da görülebileceği üzere, DSLR fotoğraf makinaları ile video çekerken karşılaşılan en büyük kusurlar olan moiré ve aliasing 'i neredeyse tamamen yok ediyor bu filtreler.
   Takip çıkarması son derece kolay olan bu filtrelerin fiyatları da 295$ ile 385$ arasında değişiyor.
   Kullanım ile ilgili iki önemli nokta var. Birincisi, fotoğraf çekerken çıkartılması gerekiyor. İkincisi ise post prodüksiyon sürecindeki basit bir sharpening efektinin gerekli olması.
   Ben almayı düşünüyorum. Alırsam, izlenimlerimi buraya yazacağım.
   Detaylı bilgiler burada.